• 18Jan
    Kazanskiy

    Kazanskiy,Petersburg

    Saint Petersburg,Leningrad,Sankt Petersburg ya da Petrograd

    Benim için İsveç kökenli gitar virtiözü Malmsteen’in Live in Leningrad konser videosuydu bir zamanlar… Hafızam beni yanıltmıyorsa 1989′da gerçekleşen o konser efsanedir hala…

    Rusya’da yüksek lisansa giriş sınavları için tarihe çalışırken Moskova Devlet Üniversitesi yayınları karışık gelince Akdes Nimet Kurat’ın TTK’dan çıkan Rusya Tarihi kitabında Petro’nun İsveç’ten savaşarak aldığı ve Çarlık Rusya’sının yeni başkenti ilan ettiği bir şehir olarak aklımın derinliklerinde yer etmişti. Petro’nun küçük yaşlardan itibaren Denizi olmayan ülkesine ve Moskova’da geçirdiği zamanlarda taktik ve teknik olarak hazırlanmasını oldukça güzel olarak anlatır o güzel kalın kitap…

    Sovyetlerin Leningradı Çarlık Rusya’sının Petrograd’ı ve şimdinin St Petersburg’u Rusya’nın makus talihini değiştirmesi Avrupaya açılan bir köprü olması açısından önemli 2.Dünya savaşında ise 1941 yılından itibaren 29 ay boyunca yaklaşık 2 buçuk yıl Nazi kuşatması altında kaldı açlık ve kıtlıktan kırıldı 1 milyondan fazla insan açlıktan ve yokluktan öldü…

    Sovyetler’de sovyet olmayan Rusya’da da Rus olmayan bu şehir Dünya bilinç altında Beyaz Geceler,  Dostoyevski Romanları ve Ermitaj müzesi ile yer alır.

    İstanbul ne kadar Türkiye ve Anadolu’dan farklı ise Petersburg’da Rusya’dan o kadar uzak bence…

    Hava koşulları bir problem olarak adlandırılıyor gerçekte yaşanacak bir şehir değilken Çar’ın büyük çabaları ve zorlamaları sonucu güzel bir şehir haline getirilmiş (en azından mimari açıdan)…

    Hava’nın soğuk olması sanılanın aksine Rusya’da büyük bir problem teşkil etmemektedir. Petersbug’un en büyük klima problemi bence Güneş’in olmaması saat 12:30-13:30 arası alacakaranlık şeklinde açıklayabileceğim Türkiye’de sabah Saat 06:30 gibi bir aydınlanma oluyor ve o kadar geriye kalan ise gece karanlığı işte size petersburg…

    İlk gün Sabah uyanınca sanırım yanlış kalktım dedim ancak pencereden bakıpda arabaların vızır vızır geçtiğini görünce kendime gelmem çok zor olmadı…

    Şehrin merkezi Nevskiy Prospekt ben metro ile gittim ve istasyondan çıkınca neye uğradığımı anlayamadım…

    Kafanızı nereye çevirirseniz orada farklı ve destansı güzellikte birşeyler görüyorsunuz (Rus kızları anlamında değil) Gastrabayter(Misafir çalışan- “Гастарбайтер”) yokluğu yani tacik,kırgız v.b. sovyetlerin geride bıraktığı orta asya kökenli ucuza iş gücü yok…

    İnsanlar daha sakin ve daha dost canlısı gibi belkide biraz sanatsal… Moskova’nın o yorucu ve insan dışı temposundan yoksun ama yaşamak için bence pek uygun bir şehir değil…

    Bu şehirden etkilenmemek pek elde değil… Her gittiğim şehirde Moskova’nın ne kadar çirkin bir şehir olduğunu bir kez daha anladım…

    İş için ise Finlandiya’nın ve Avrupa’nın egemenliğinde bir çok sektör… Rusya’nın Avrupalı kısmı…

    Unutmadan ben müze gezmeyi çok severim dünyada ve türkiye’de bir çok müzeyi gezerim derdim ama ben hiç müze gezmemişim dedim Ermitaj’ı gördükten sonra…  sanata doymak için birebir…

    Bu arada Bu yanda gördüğünüz ise Kazanskiy Katedrali Sovyetler döneminde Ateizm Müzesi olarak kullanılmış bence Petersburg’un en etkileyici eserlerinden birisi…

    Tags: , , , , , , ,

  • 08Sep
    Bulgaristan

    Varna

    Bulgaristan’a İstanbul’dan karayolu ile geçtim. Tükiye sınırı bittikten sonra yollar çok değişiyor oldukça kötü…

    Burgaz,Varna,Stara Zagora, Targovişte(Fırat Çetin ve Veysel Barışsever’e selam ederim) ve daha  hatırlayamadığım birçok şehirini gezdim…(Sofya  hariç)

    Bulgarca   Rusça ile aynı dil ailesine mensup  Özbekçe ve Türkçe  arasında ne kadar bir benzerlik varsa Rusça ve Bulgarca o  kadar benzeşiyor diyebilirim.  Bulgarca çok fazla  türkçe kelime içeren bir dil.  Rusça  bilmiyorlar ancak bir kaç hafta geçince az çok dili çözüp günlük olarak anlaşabilmek mümkün yaşlılar Rusça biliyor  ama onlarında çok iyi bildiği söylenemez. Gençler  ise  İngilizceye  vakıf. Avrupa birliğine girmiş girmesine ama hala doğu bloku ve osmanlı izlerini görmek mümkün…

    Her lokantada kaşgaval ve  işkembe bulabiliyorsunuz. Çok ucuz bir ülke gelen faturaların ve fiyatların ucuzluğuna inanmakta biraz güçlük çektim. İş ve  imkanlar açısından malesef pek parlak değil. Avrupa Birliği ve Dünya Bankası fonları kısıtlamış çünkü hükümet paraları hiç etmiş, bu bağlamda bir girişimci ve ya  kapitalistler için şu anda  çok cazip gözükmemekte…

    Hükümet ve devlet  politikaları Türklere ve Türkiye’ye gereğinden fazla mesafeli ve hatta kapalı olduğunu belirtmek lazım. Halkın ise hiç  bir problemi yok… Bulgarlar hem konuşma hemde kültür olarak bence bizim trakya halkıyla aynı  kültür yapısına ve sıcaklığa sahip…

    Tarihi ve kültürel olarak  Türkiyeli  bir Türk’ü  oldukça etkileyecek bir memleket  hem türk köyleri hem de bulgar köylerini  de gezen biri olarak şunu söylemek istiyorum Bulgaristan’da Osmanlıdan  kalma bazı  camilerin tarihi 1410 gibi  tarihlere sahip yani İstanbul’dan çok önce feth edilmiş…

    Ticari anlamda ise bunu söylemek çok zor…

    Binalar  ve  mimari  SSCB’den biraz daha farklı ayrıca yüzeysel izlenimim Demir Perde ülkelerinin sosyalizmi Sovyetlerden daha farklı yorumladığı yönünde… Yeme içme ve eğlence kültürü Osmanlı Balkan coğrafyasında olduğu gibi aynı…

    Bu arada Türkiye’de iyi Rusça  bilenler eskiden beri Bulgaristan göçmenleridir, bunun sebebi Rusça ve   Bulgarca’nın benzerliklerine bağlardım ama şimdi haklarını veriyorum Rusça ile oldukça farklılıkları olan bu dili  bilmek Rusça’da  sanıldığı gibi çok büyük bir avantaj sağlamıyor oldukça çalışmak gerekiyor…

    Tags: , , ,

  • 06Mar

    AYDIN SEZER

    AYDIN SEZER'İN MAVİ DÜŞÜ

    1997 – 2000 yılları arasında T.C. Moskova Büyükelçiliği Ticaret Müşaviriliği görevini yapan ‘Turktrade Dış Ticarette Durum’ ve Haber3.com isimli internet sitesinde düzenli  olarak yazıları çıkan, ”Referans’ gazetesinde 2 yıl köşe yazarlığı yapan ayrıca benim Türk Dış Ticaret Vakfı Dış Ticaret eğitimlerinde Hocam olan Rusya’ya gitmeden önce fikirlerimi açtığım beni yüreklendiren ve cesaretlendiren Aydın Sezer Hocamın Mavi Düş kitabı Doğan kitaptan sıcak sıcak çıktı ve  şimdiden başucu kitaplarım arasında yerini aldı.

    Temasını aslında en iyi Mehmet Ali Birand açıklamış ve şöyle demiş; “ “Mavi Düş” kitabı ile bize hem Mavi Akım’ı hem de Rus-Türk ilişkilerini anlatıyor. Mavi Akım, çok önemli bir proje. İlk dillendirildiği tarihlerde “Mavi Düş” demişlerdi imkansızlığına vurgu yapmak için. Ancak 1997’de başlayan çalışmalar 2005’te bitti. Hem bu süreci hem de Rus-Türk ilişkilerini anlamak için güzel bir çalışma olmuş.”

    Kitaptan bir kaç heyecan verici başlık ise şöyle ;

    Kurtuluş savaşımıza  katılan  Bolşevikler.

    Kızıl Ordu’nun kurucusu Frunze Taksim’e nasıl geldi?

    Türk tekstilinin temelini kimler attı?

    Troçki  Türk vatandaşı mıydı?

    Menderes niçin Moskova’ya gidecekti ? Menderes’in Moskova’yı ziyaret planından hangi ülke rahatsız olmuştu?

    Demirel  ve Sovyet kalkınma modeli..

    Laleli’de Nataşalar!

    Moskova’da Türklerin altın yılları ; 90’lar…

    Mavi Akım projesi nedeniyle tehdit edilen Başbakan ve Bakanlarımız…

    İzmir’deki  ‘Kültürpark’ın  adı nereden geliyor?

    Mesut Yılmaz  şimdi Mavi Akım projesiyle ilgili neler düşünüyor?

    Bakü’den döner dönmez ilk iş olarak büyük bir hevesle aldığım Mavi Düş’te kişisel olarak şunları buldum; Rusya’nın 1917 devriminden sonra Genç Türkiye Cumhuriyeti ile soğuk savaşın etkisinden dolayı gizlenen sıcak ve samimi ilişkilerini devrim yıkıldıktan sonra ki politik ve ticari ilişkilerine enerji gibi stratejik ve daima dezenfarmasyonla buğulandırılan konulara açıklık ve netlik kazandırıyor bunuda yaparken akıcı bir dil kullanıyor.

    Kalemine sağlık Aydın Hocam !

    MAVİ DÜŞ

    YAZAR : AYDIN SEZER

    ISBN: 978-605-111-994-6
    Sayfa Sayısı: 422
    Ebat: 14×23 cm
    Yayın Tarihi: Şubat 2011

    daha fazla bilgi için bkz:( http://aydinsezer.com )

    Tags: , , , , , , , ,

  • 15Jan

    Rusya’yı sevdim, O’ndan nefret ettim, O’na inandım, O‘ndan umudumu kestim, O’na hayran oldum, O’ndan korktum, ama her zaman O’nun bir parçası oldum.

    Bu sözler gazeteci Hakan Aksay’a ait. Hakan Aksay Kimdir ? Sorusuna detaylı bir cevap ise BURADA kendi kaleminden  bulunabilir.

    Hakan Aksay ile ilgili bir kaç önemli başlık…

    • RUTAM (Rus-Türk Araştırmaları Merkezi) başkanı olması…
    • Puşkin Ödülüne Sahip olması : Bugüne dek sadece 11 kişiye verilen Puşkin Ödülü Rusya Federasyonu tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yakınlaşmasını sağlayan kişilere veriliyor. Türkiye’de bu ödüle layık görülen diğer iki isim ise  edebiyatçı-yazar Doç. Dr. Ataol BEHRAMOĞLU ve Topkapı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber ORTAYLI.
    • Yıllarca Cumhuriyet Gazetesinde yazması ve şimdi Taraf Gazetesinde Hariçten adlı bir köşesinin olması.
    • http://www.rusya.ru sitesinin Yayın Yönetmeni olması…

    Tüm bunların ötesinde benim dikkatimi çeken önemli bir konu ise kendisinin Rusya’ya öğrenci olarak geldiği 1980′li yılların başları; bu yıllar benim doğum tarihime denk gelen yıllar bu yıllar Türkiye’nin Darbe yönetiminde olduğu yıllar ve bu yıllar soğuk savaşın ateşli bir şekilde devam ettiği, herkesin malumu olan Sovyetlerin ve doğu blokunun son yılları… ayrıca bu yıllar Nato’nun denetiminde Türkiye’nin Sovyetler tarafından işgal edileceği düşüncesiyle planların hazırlandığı, okullarda Rusların sıcak denizlere inme politikasının ezberletildiği, rus salatasına amerikan salatası dendiği, çocukların ilkokul sıralarında “Bir, iki, üçler, yaşasın Türkler / dört, beş, altı, Polonya battı / yedi, sekiz, dokuz, Almanya domuz / on, on bir, on iki, İtalya tilki / on üç, on dört, on beş, Ruslar kalleş, Amerika bize kardeş” diyerek tekerlemeler söylediği Rusça öğrenenlerin ve ya dil tarih fakültesinde Rus dili ve edebiyatı okuyanların İstihbarat teşkilatları tarafından takibe alındığı ve gerektiğinde Neden Rusça öğrendiği sorgulandığı yıllardı.

    Hakan Aksay, Türkiye’nin biz 80 kuşağına unutturulan 70′li yıllarını yaşadı. Darbe sonrası Türkiye’yi yaşadı.  Sovyet Rusya’sını yaşadı. Sovyetlerin yıkılışını yaşadı. Rusya Federasyonu’nun kuruluşunu gördü. Sermaye’nin etkisine tanık oldu, ve Serbest piyasa ekonomisine sahip olan Rusya’nın krizlerinide yaşadı.

    Bence bizler çok şanslıyız çünkü Hakan Aksay bir gazeteci ve yazılar yazıyor, düşüncelerini paylaşıyor çok iyi okunması ve analiz edilmesi takip edilmesi gerekli bir yazar.  Gerçek anlamda Rusya’da yaşamış olan ve halen hayatta olan tek Türk.

    *Rusya’da yaşadığını sanan ya da Rusya Uzmanı olduğunu düşünen bir çok insan (bunlar akademisyen,yazar,öğrenci, işadamı vb. olabilirler ayrıca başka milletlerden de olabilirler) bana hep sığ ve yüzeysel gelmiştir. Hiç biri yaşadığım duyguları Hakan Aksay gibi anlatamamıştır.

    *Kuşkusuz Nazım Hikmet de gerçek anlamda Sovyetler’de yaşadı ve öldü.

    Tags: , , , , , , ,

  • 25Sep

    Uzun süredir işlerimin yoğunluğundan dolayı yazamıyorum, ancak çok yakında sitede bazı devrimsel değişimler ve bununla birlikte büyük gelişmeler olacak bir çok yazacak konu ve paylaşacak düşünceler birikti…

    Hemen yumuşak bir geçiş yapalım ve dünya’nın en ilginç ve sadece sovyetlere has terk edilmiş yerlere bir göz atalım…

    Sovyet mirası…

    Terk edilmiş şehir: Promyshlennyi

    Sovyetler dağıldıktan sonra devletin ayıracak bütçesi olamdığı için bazı şehirlere su,elektrik vb gibi hizmetleri sağlayamadı. Bu durumda insanlar bu tip bölgeleri kendi imkanlarıyla terk ettiler. Geriye ise terk edilmiş binalar kaldı.

    Bu ve benzeri bir çok şehir sovyetlerin hüküm sürdüğü topraklarda bir açıkhava müzesi gibi hüzünlü bir şekilde bekliyor.

    Ayrıca ilginç bir dip not : 1990 yılında KGB’den emekliliğe ayrılan Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin o yıllarda geçimini sağlayabilmek için taksicilik yapmaktaydı. (*)

    (*) http://englishrussia.com

    Top Secret Denizaltı üssü : Balaklava,Karadeniz

    Balaklava’da bulunan sovyetlerin gizli Nükleer denizaltı üssü’de terk edilmiş durumda keşfedilmeyi bekliyor. Günümüzde bu denizaltı üssünde bulunan bütün nükleer denizaltları gitmiş ancak fasilite yerli yerinde duruyor.

    Soğuk Savaş eğer sıcak savaşa dönüşseydi hiç kuşkusuz Türkiye’nin karadeniz kıyılarının canını yakabilirdi.

    Baklaklava’da yaşayanların hemen hepsi bu gizli üssün gizli çalışanlarıydı. Öyle ki a şehirde yaşayanların akrabaları onları ziyaret edemezdi. Balaklava sovyetler döneminin en gizli ve izole edilmiş yerlerinden biriydi.

    1996 yılında son denizaltıda üssü terk etti ve ufak bir müze ile rehber eşliğinde gezilebilecek hale geldi.

    1970′li yılların James Bond filmlerini sevenlerin görmesi gerekir.

    Terk edilmiş bir işçi Kasabası :Pyramiden, Norveç


    Arktik bölgesinde bulunan kömür madeni işçilerinin ve ailelerinin yaşadığı bu terk edilmiş sovyet kasabası ilginçtir ki 1927 yılında sovyetlere satılmıştır. 1998 yılında hızlı ve acılı bir şekilde bir kaç saat içerisinde boşaltılmıştır. Bundan dolayıdır ki evlerin kütüphanelerinde kitaplar halen raflarda kalmış pencerelerde solmuş çiçekler ve yitip giden bir yaşamın izleri canlı olarak görülebilir. Ayrıca kasaba Sovyet ütopyasına en çok yaklaşmış yerleşim birimiydi. Kendi kendine yeten,para sistemi olmayan bir ekonomi,ücretsiz gıda, yüzme havuzları,spor merkezleri,Sinema(her gece film gösterimleri) 50.000 kitaplık bir kütüphane vb… (**)

    (**)http://en.wikipedia.org/wiki/Pyramiden

    Tags: , , , , , , ,

  • 04Jul

    Çift Başlı Kartal İstanbul'dan Moskova'ya getirildi.Rusya’yı anlamak iki temel noktadan oluşur. Rusçayı anlamak ve Rus tarihini anlamak.

    Tarihi bilmek, bugünü anlamamıza ve bugünü anlamak ise geleceği tahmin ve analiz etmemize yardımcı olur.

    Rus Tarihini ise Çarlık,Sovyetler ve Rusya Fedarasyonu olarak üç temel başlık olarak ayırabiliriz.

    Burada bütün Rus tarihini anlatacak değilim ancak Hem Türkçe kaynaklar hem İngilizce kaynaklar hemde rus kaynaklarda okuduğum ilginç tarihsel gerçekleri sizlerle paylaşmak niyetindeyim. Tarih kitaplarında çokda rastlayamayacağınız ve bize okulda pek de öğretilmeyen ve ya öğretilmek istenmeyen konuları ara ara burda yazmak istiyorum. Ayrıca rus arkadaşlarımla konuştuğum ve onların bakış açılarınıda yazmaya çalışağım.

    Türk-Tatar Kökenli ilk Rus Çarı : Boris Godunov (Бори́с Фёдорович Годуно́в)

    İlk Tatar Kökenli Çar

    Boris Godunov

    Şaşırtıcı bir gerçek Altınorda devletinden Moskova’ya göçen bir ailenin çocuğu Boris Godunov devşirilerek Korkunç İvan zamanında Saraya girdi. İvan’ın ölümünden sonra oğlu Fyodor çarlık yapıyor gibi gözüksede etkin değildi ve ölümünden sonra Boris Godunov oy birliği ile tahta geçti. Böylelikle Rus Çarlık makamına devşirme bir tatar geçmiş bulundu.  Zamanında Ülkede kıtlık vardı. Büyük Kıtlık (1601-1603) insanlar sokaklarda açlıktan ölmekte idi. Moskova’da Anneler çocuklarını yiyordu.(*) Devlet ise stok yaparak bunları halka dağıtıyordu ancak devlet memurlarının bu dağıtımlarda suistimal yaptıkları meydana çıktı. Bazı çiftlik sahipleri ise gizlice stok yaparak fiyatları yükselmesini bekliyorlardı. Devlet kota ve tarife koymaya çalışsada çok başarılı olamıyordu. Bu arada ilginç bir ekonomik politika devreye sokuldu. Açlık çeken halka iş verilmesi adına ve ekonomiye canlılık kazandırılması için devlet büyük inşaatlar yaptırmaya başladı. Herkes Moskova’ya göçe başladı. Çeteler oluştu ve Moskova’yı tehdit etmeye başladı. Sahte veliahtlar peydah oldu. Godunov öldükten sonra Rusya’da karışıklıklar devri başladı.

    Günümüz ile ilgili ilginç bir kaç saptama ise Rus tarihinde Kiyef Ruslarından başlamak üzere kıtlık ve fakirlik sovyetlerde buna dahil hep tarihsel bir gerçekti bugüne yansıması ise Rus Mutfak kültürünün zayıflığına basitliğine ve hatta olmayışına bağlamak mümkün. Bir kaç küçük örnek salata ve borşç çorbası dışında ki yemekler Rusya’ya diğer kültürlerin armağanıdır. Salata derken bizde rus salatası tek çeşit biliriz ancak ruslarda o kadar çok salata çeşiti var ki… Ayrıca Rusya’da yemek kültürünün olmayışı yemeklerin lezzetinide önemsiz kılmış sadece karnınızı şişirmeye yönelik belli bir zaman sonra tad alma duyunuz tamamen köreliyor.ve Rus turistlerin neden otel yemeklerinin fotoğrafını çektiklerini anlamak çokda zor olmuyor. Ancak içki içme kültürü ve içkilerin lezzetleri ise muazzam gelişmiş bizde sadece Rakı içme kültüründen söz edebiliriz belki ancak Ruslarda içki içmek büyük bir seremoni ve bir çok kural ve kaideye bağlı.

    Rus ve Osmanlı ilişkilerinde Azerbaycan

    Sovyet Azerbaycan Arması

    Tarih’te tam bilinmeyen bir başka gerçek ise Azerbaycan’ın Rus toprağı haline nasıl geldiği gerçeğidir.

    Azerbaycan dost ve kardeş ülke iki ayrı devlet bir millet söylemleri ile günümüz Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri özetlenebilir. Ancak tarihin derinliklerinde şu şaşırtıcı gerçekle karşılaşmak olası !

    Rusya ile Türkiye İstanbul’da 1721 yılında İran’a sefer yapmak konusunda anlaştılar. Rus ve Türk kuvvetleri İran’a hücüm ettiler. Savaş sonunda Rusya ile İran arasında Petersburg’da yapılan anlaşma ile Bakü başta olmak üzere birçok Azerbaycan şehri Rusya’nın eline geçti. Rusların Bakü’de ki kontrolü resmi olarak sovyetlerin dağılmasına kadar sürdü. (**)

    Azerbaycan’ın dil ve gönül bağı bugün Türkiye’ye ne kadar yakınsa politik anlamda ki farklılıklarını anlamak açısından yararlı bir bilgi olması muhtemel bir tarihi gerçek.

    Benzer bir durumu Bugün olmayan Özbekistan ve Türkiye ilişkileri ve Ankara Savaşında görmekde mümkün.

    (*)  Rusya Tarihi: Türk Tarih Kurumu- Akdes Nimet Kural – sf 181

    (**) Rusya Tarihi: Petro’nun Şark Politikası – sf 262

    Tags: , , , , , , , ,

  • 19Apr

    20 Nisan Rusya’da yaşayan yabancılar için önemli bir gün. Bunun sebebi ise Hitleri’in doğum günü olması her yıl Rusya’da yaşayan yabancılar bugünü evlerinde oturarak,işe ve okula gitmeyerek kutlamaktadırlar.

    20 Nisan tarihi Rus dazlakları veya rus neo nazileri için ya da burda ki adı ile skinheadler tarafından sokaklarda yabancıları buldukları yerde öldürmek ve çeşitli gösteriler ile olaylara sebebiyet vererek kutlanır.

    Burda ki insanlarında cevap veremediği bir soru sizinde aklınıza gelmiştir. Rusyadan naziler nasıl çıkar ? Sosyologların cevap bulması gereken bir soru…

   

Son Yorumlar

  • Nice yaşlara......
  • Merhaba Aykut, İnan kıskanılacak bir halim yok oralara gezm...
  • seni çok kıskanıyorum. benim gitmek için can attığım yereler...
  • aman... asıl konuya girmişken program bitti..:) tebrik e...
  • ben hiç rusyaya gitmedim, hiç bir yerde yönetici olmadım fak...