• Kazakistan ile ilgili sanırım tam 3 yıldır bir yazı yazmayı planlıyorum son bir yıldır da bu yazıyla uğraştım ve tam tamına 6 aydır bu yazıyı tamamlamaya çalıştım. Kazakistan ile ilgili yazılacak, söylenecek, öğrenilecek o kadar çok şey var ki sanırım Bağımsız Devletler Topluluğuna dahil en önemli ülkelerden birinin Kazakistan oluşu buna sebep verdi.

    Dünyanın en büyük dokuzuncu ülkesi olan Kazakistan’da yaşayan insanların %60’ı Kazak bununla beraber en büyük ikinci nüfus %20 ile Ruslar. Tabi ki Sovyetler Birliği zamanında durum böyle değildi. O zamanlar Nüfusun %50’sini Ruslar diğer %50’sini ise Kazaklar oluşturuyormuş. Kazakistan bağımsızlığını ilan ettikten sonra Rusya; etnik olarak Rus kökenli halklar geri dönebilsin diye şartsız şurtsuz vatandaşlık yasası çıkardı. Bu yasa özet olarak şöyle; eğer BDT üyesi bir ülkede Sovyetler birliği zamanında doğmuşsanız Rus vatandaşlığı alabilirsiniz. Bu yasa birçok etnik Rus’un Rusya’ya göç etmesini sağladı ve şu an ki Nüfus dağılımı ortaya çıktı. Kazakistan Sovyetler Birliği üyesi idi; ülkede ana dil hem defakto hem pratikte hem de resmi olarak Rusça bunun sebebi 1800’lü yılların sonundan itibaren önce Rusların ülkede ki 200 yılı aşkın egemenliği… Kazakistan 1991 yılında bağımsızlığını ilan ettiğinde Türkiye binlerce yıldır uzak kaldığı atalarının memleketinin bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu.

    Birçok kez Kazakistan’da bulundum. Moskova’da ki üniversite yıllarımda yakın Kazak arkadaşlarım da oldu. Sanırım Kazakistan’a ilk ilgim lise yıllarımda oluşmuştu… Kazakların diğer tüm Orta Asya ve Sovyetler Birliği milletlerinden daha farklı olduğunu düşünüyorum.

    Astana

    Kazakistan

    Peki nedir bu farklar ?

    En önemli olan fark cüz; Cüz Arapçadan geliyor parça demek, Ulu Cüz: onbir, Orta Cüz: altı, Küçük Cüz ise üç boydan meydana geliyor. Bu boylar Nayman, Kıpçak, Kerey, Argın, Aday gibi boylardır. Kazakların ait oldukları cüzlerini öğrenme, takip etme ve karşısındaki kişiye sorma geleneği günümüzde dahi devam etmektedir. Cüzler arasında toplumsal statü ve görev dağılımı da mevcuttur. Şöyle ki Ulu Cüz, Çobanlık, Orta Cüz Yöneticilik, Küçük Cüz, Askerlik üzerine ihtisaslaşmıştır, bir başka çok ilginç gelenek ise her cüz ve ailenin kendine ait tamgası yani damgası olmasıdır bu Japonya’da ki kamonlara denk düşmektedir.

    Kazaklar, ata-baba şecerelerine çok önem vermektedir. Şecerelerini gelecek kuşaklara öğretmek, aile eğitiminin önemli bir parçasıdır. Özellikle, ‘‘yedi atasını bilmeyen öksüzlüğün işareti’’sayılmış, evlilik ilişkilerinde de, yedi göbek akrabalık bulunmamasına özen gösterilmiştir. Bu sebepten akraba evlilikleri bir tabu görülmüş ve bunun sonucu olarak bedenen çok sağlıklı bireyler ortaya çıkmıştır. Kazaklar, Sovyetler ve Çarlık Rusya’sı döneminde çok iyi bir şekilde Ruslara entegre oldular anadilleri Rusça oldu. İdeal Sovyet toplumu haline geldiler.

    Buna ek olarak Sovyetler Birliği zamanında Ruslar Kazakistan’da çoğunluk haline geldi. Evlilikler oldu ve farklılık görünürde azaldı. Lakin şu anda politikada ve siyasette Ruslar geriye itildi birçoğu Rusya’ya geri döndü dönemeyenler ise toplumun en çalışkan kesimini oluşturur hale geldi… Kazakistan zengin bir ülke bu zenginliğin en büyük kaynağı ise yer altı cevherleri, petrol, doğal gaz v.b. bu da diğer komşu ülkelerden farklılaşmasını sağlıyor ve nispeten çok daha açık bir ülke. İnsanları ise gerçekten çok farklı; Müslüman bir tarih var ayrıca savaşçı bir yapıya sahipler: Kazaklar sertler, bu hem Sovyetlerin onlara verdiği hem de o eski acımasız Türk-Moğol savaşçı geleneğinin verdiği bir yapı.

    Başkent Alma-atı’dan Astana’ya taşınıyor ve Türk Girişimcisine yeni fırsatlar yaratıyor…

    Eski başkent radikal bir kararla Astana’ya taşınıyor. Bu bağlamda Almatı’da daha köklü bir nüfus ve ticaret hayatı devam ederken Astana’da ise yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Türk Girişimcisi ise büyükten küçüğe, cahilinden okumuşuna, ipini sapını zincirini koparmış koşmuş gelmiş Kazakistan’a değerli Türk girişimcisi… Efes’in Bira Fabrikaları var… İpek Kağıt mevcut(Eczacıbaşı)… Enka var… Nobel gibi Türk ilaç firmaları yer alıyor… Alarko’da var… Yüksel’de… Türk girişimlerine baktığımız zaman aşağıda ki isimler dikkat çekiyor;

    Fettah Tamince yani Sembol İnşaat; Rixos Oteller Zincirinin sahibi, Han Çadırı gibi inşaatlar gerçekleştiriyor…

    Kazakistan'da iş yapan Türkler

    Fettah Tamince,Zeki Pilge,Onur Öymen,Burak Öymen

    Okan İnşaat , Özal dönemi iş adamlarından olan Bekir Okan, Özal’dan ve Türkiye’den aldığı güçle Kazakistan’a giriyor ve Kazakistan’ın en büyüğü oluyor hanlar, hamamlar, okullar, aklınıza ne gelirse fabrikalar sonrası görkemli bir yıkılış ve batış… Astana’da ki Ramada Plaza Okan Holding’e aitti. Astana’nın ilk 5 yıldızlı oteliydi… Battıktan sonra Kazakistan Devletinin işletmesine girdi.

    Ceylan Holding: Çok fazla bir yorum yapmaya gerek duymuyorum. Özal dönemin çıkardığı en renkli ve heyecanlı firma ve aile… Sadece Kazakistan’da değil tüm dünya’da aynı görkemle battı.

    Turkuaz, Bu firma Kazakistan’da doğdu Orta Asya’da büyüdü. Makine sektöründe birçok dev firmanın ana distribütörü oldu. Zeki Pilge Türkiye’de tıbbiyeyi bitirdi mecburi hizmetini yaptı ve kendini 1992 yılında Kazakistan’da ticarete attı. Her şeyin dağıtımcısı konumunda Kazakistan’ın genel distribütörü diyebiliriz… Zeki Pilge Kazakistan’a ilk geldiği yıllarda Türkler arasında var olan rekabet ortamını da, şu sözlerle anlatmış: “O zaman eline çantasını kapan Türkiye’den bir şeyler getiriyordu. Hem bütün ürünler aynıydı hem de inanılmaz bir fiyat rekabeti vardı. Türkler şuursuz şekilde kendi aralarında rekabet ediyorlardı.” Buraya kadar her şey güzel ama iş Kazakistan, Sovyetler Birliği ve Rusya olunca bu hikâyeye gerçek üstülük katmak gerek 2009 yılında gazetelere şu haber yansıyordu; “Ümraniye’de uğradıkları silahlı saldırı sonucu Turkuaz Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Pilge yaralandı ve CEO’su Hayri Ersoy ise hayatını kaybetti. Saldırının nedenine ilişkin soruşturma sürerken, gözler Zeki Pilge ve şu anda Eyüp Belediye Başkanı olan ortağı İsmail Kavuncu’nun 17 yıl önce Kazakistan’da kurduğu ve bugün 800 milyon dolar ciroya ulaşmış Turkuaz’a çevrildi.”

    Burak Öymen: Açık ara en ilgi çekici isim Burak Öymen şöyle ki babası eski Büyükelçi ve CHP milletvekili Onur Öymen. Burak Öymen Rusya’nın ve Kazakistan’ın emlak kralı Dünya’nın en zenginleri arasında Monako’da yaşıyor… İngiltere Prensi Harry’nin Kazakistan tatilini karşılamasıyla İngiliz basınında yer aldı… Milyar dolarlık projelerin başında ki kişi…

    Doğal Felaketler…

    Aral Denizi

    Aral Denizi

    Orhan Atasoy’a ait Gemiler şarkısı Teoman ile popülerliğe kavuşmuştu. Bu şarkının klibi Aral Gölü’nde çekilmişti… Bir zamanlar dünyanın 4. büyük gölü idi… 1960’lı yılların başında, planlı ekonomiyi çok seven Sovyet ekonomistler Özbekistan ve Kazakistan’daki pamuk ekiminin yoğunlaştırılması kararını alırlar. Arazileri sulamak için, Aral Gölü’nü besleyen Ceyhun ve Seyhun nehir suları yönlendirilir. Sonuç ise Büyük felaket! Sıcaklarında etkisiyle kuruyan göl alanı %80 oranında küçülmüştür.

    İlginçtir Aral Gölü Kapitalist hırsların çürüttüğü bir göl değildir. Komünizm ve Komünist Ekonomik politikaların bir sonucudur. Sovyet Komünizmi aynı yok olmuşluğu insan ruhuna ve manevi dünyasına da vermiş midir acaba ? Toplumların kültürü, tarihi tıpkı Aral gölü gibi kurumuş, kurutulmuş mudur? Bu soruların cevaplarına ulaşıldığı takdirde Kazakistan gibi Türkî toplulukların ana dilleri yerine neden Rusçayı konuştuğu da belki daha anlaşılabilir bir hal alır.

    Kazakistan’ın Gücü

    Nursultan NAZARBAYEV

    Nursultan NAZARBAYEV

    Bugün Kazakistan’da 18 milyon insan yaşıyor. Ülkenin sadece % 4’ü ormanlık. Sovyetler zamanından beri Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev geri kalan tüm kadrolar oynak şu an ki Başbakan Karim Massimov şarkiyatçı ve Uygur kökenli Çince, Arapça, Farsça ve Türkçe biliyor. Bu satırları yazarken eski başbakan şimdinin Savunma Bakanı Serik Ahmetov’du gene değişti ve Astana valisi Imangali Tasmagambetov Savunma bakanı oluverdi…

    Nazarbayev; Rusya’ya yakın; Massimov ise Çin’e böylece Kazakistan’da Rusya ve Çin ile dengeli bir dış politika güdüyorlar… Okuma yazma oranı %100… Savunma Sanayi alanında ülkenin önü inanılmaz açılmış durumda bir yandan Rusya’ya yakın politikalar izlenirken aynı anda Nato standartlarına geçmeye çalışıyor. Birçok yabancı firma ile ortaklıklar kurarak teknoloji transferi ile üretim yapmaya uğraşıyor…

    Örnek vermek gerekirse İspanyol, Indra ile ortak fabrika açıyorlar… Eurocopter ile ortaklık kurarak Astana’da helikopter fabrikası kuruyorlar… Fransız, Thales ile telsiz ortaklığına giriyor… Ruslarla Kamaz fabrikası kuruyor. Bununla beraber Rusya’dan silah, tank ve uçak almaya devam ederken batıdan teknoloji transferi yoluyla üretim ve teknolojiye sahip oluyor…

    2014 yılında ise Toyata Köstenay şehrinde bir araba fabrikası açtı.

    Kazakistan’ın, Sovyetler döneminden kalma çok büyük ve güçlü bir Nükleer gücü vardı, Nazarbayev çok büyük bir zeka örneği göstererek bunu elinin tersi ile itiyor ve bağımsızlığını ilan ettikten tam 4 yıl sonra Nükleer silahsız bir ülke haline geliyorlar…

    Hala bürokrasiye boğulmuş o hantal yapısını atamasa da Kazakistan her anlamda çok büyük potansiyel vaat ediyor.

    Kazakistan’ın işsizlik oranı %5, bu rakam Türkiye’de %10, Türkmenistan’da ise %60…

    Dünya’da Kazakistan… ve Borat Sagdiyev !

    BORAT

    BORAT

    Tüm Dünya’ya Kazakistan adını duyuran filmin ismi “Borat: Sanli Kazakistan Milletinin Çikarlarini Arttirmak Için Amerikan Kültürünün İncelenmesi” 2006 yılı yapımı film aslında Sacha Baron Cohen’in, Ali G Show’da yer alan bir Kazak gazeteci Borat Sagdiyev’in yaşadıklarıydı. Karakterin esin kaynağı İnternetin ilk yıllarında fenomen olan İnternet Mahir yani Mahir Çağrı olması çok çok yüksek bir ihtimal olarak gösterilmekte… Film sadece isim olarak Kazakistan ile ilgili geri kalan hiçbir şey Kazakistan ile alakalı değil Sovyet ve doğu bloğu stereotipini absürt komedi olarak yansıtıyor IMDB puanı pek de fena sayılmaz 7 küsurlarda film bütçesi 18 milyon Dolar ve film perdesini ABD’de ilk kez açar açmaz 27 milyon Dolar hasılat elde ediyor ilk gün için hiç de fena sayılmaz…

    Tony Blair

    Nursultan Nazarbayev’in ileri vizyonunu gösteren bir başka örnek ise İngiltere eski başbakanı Tony Blair’i 8 milyon sterline danışmanı yapması. Bu gerçekten müthiş denilebilecek bir hamle…

    İrrasyonalizm

    İşin içine Sovyetler Birliği, Rusya, orta asya ve/veya doğu bloğu girince hiçbir zaman rasyonel olmaz hep fantastik şeyler olmak zorundadır.

    Nursultan Nazarbayev’in Kızı Dariga Nazarbayeva’nın o zaman ki eşi Rahat Aliyev eski KGB ajanı,elçi ve başka bir sürü şey ayrıca Nurbank’ın sahibi… 2007 yılında iki tane Nurbank Yöneticisinin öldürülmesinden ve darbeye teşebbüsten suçlu bulunarak 40 yıl hapse mahkum ediliyor ve aynı anda kayıplara karışıyor. Rahat Aliyev elçi demiştik ve ayrıca bir sürü şey olduğunu yukarıda yazdım… Biraz daha açalım Kazakistan’ın Viyana Elçisi oluyor ve metresi Anastasya Novikova’da peşinden geliyor. Anastasya Kazakistan NTK televizyonunun spikeri, NTK’nın sahibi kim derseniz tahmin etmek zor değil Rahat Aliyev… Neyse Anastasya hamile kalıyor doğum yapması için Beyrut’a gönderiliyor henüz 24 yaşında iken orada öldürülüyor ve Beyrut’ta bir araziye gömülüyor orada onunla birlikte gömülen Nurbank’ın müdürleri de mevcut… Anastasya’nın durumunu daha çok merak edenler için sevenleri tarafından oluşturulmuş web sitesine bakabilirler http://www.justicefornovikova.com … Rahat Aliyev Malta’da 7 yıl boyunca aynen ismi gibi rahat bir şekilde yaşıyor ayrıca Güney Kıbrıs vatandaşı oluyor… 2014 yılında tutuklanıp Viyana’da hapse atılıyor. Şubat 2015 tarihinde Rahat Aliyev, Viyana’da ki hücresinde ölü bulunuyor.

    Dariga Nazarbayeva,Rahat Aliyev ve Anastasya

    Dariga Nazarbayeva,Rahat Aliyev ve Anastasya

    Dariga Nazarbayeva çileli kadınmış doğrusu ama oda bir o kadar ilginç bir isim.  Dünya’da ve Türkiye’de çok popüler olan yetenek yarışmalarının Kazakistan versiyonu olan Super Star Kz’de jüri üyeliği yapıyor ve herhangi bir konservatuvar eğitimi olmamasına rağmen opera şarkıcılığı yapmakta. Bu şarkıcılık olayının aslında çok garipsenmemesi lazım çünkü Özbekistan Devlet Başkanı İslam Keimov’un kızı Gülnara Hanımın da şarkıcılık kariyeri var ve ya Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in damadının da şarkıcılık kariyeri bulunmakta… Sovyetler Birliğinin sanat ile iç içe olmasından kaynaklı olabilir… Nazarbayev’in 3 kızı mevcut hepsi ve eşleri Kazakistan’ın sayılı zenginleri arasında…

    Ülkede ayrıca Sovyet zamanından kalma Koreliler var bunlar hiç Korece bilmiyor ana dilleri Rusça lakin Güney Kore’nin elçisi gibi çalışmaktalar %1 lik bir azınlık olsalar da ellerinde büyük bir maddi kuvvet bulunuyor…

    Kazakistan’ın Üç Silahşörleri : Oligarklar Kazakistan’ın enerji kaynaklarını pazarlayan firmanın üç patronu da Kazakistanlı değil… Aleksander Maşkaveich ; Kırgızistan, Bişkek doğumlu ve İsrail vatandaşı. Sovyetler dağılana kadar akademisyendi ve 1992 yılında ticarete atıldı.

    Kazak Oligarklar

    Kazak Oligarklar

    Patokh Şodiyev ise Özbekistan doğumlu Belçika vatandaşı son olarak Alican İbrahimov Kırgızistan doğumlu Özbek vatandaşı. Bu isimler Kazakistan’ın oligarkları olarak geçmekte ve hepsi dolar milyarderi… Kazakistan’ın doğal kaynaklarını uluslararası enerji firmalarına pazarlamakla uğraşıyorlar. Aleksander Maşkayevich’in Türkiye ile ilgili şöyle bir bağlantısı var; Basına yansıyan başlıklar şöyleydi. Atatürk’ün yatı Savarona’da Fuhuş Baskını ! Savarona özel kişilere kiralanarak fuhuş yapıldığı ihbarını alan Polis 2011 yılında operasyon yapıyor. Polisin yaptığı araştırmalarda işin ucu Aleksander Maşkaveich’e uzanıyor. Gemide Tevfik Arif var oda üç silahşörlerin D’Artagnan’ı oluyor Atatük’ün yatı Savarona’da 7’ye yakın Rus ve Ukraynalı kız var bunlardan iki tanesi 18 yaşın altında 12 ve 14 yaşlarında kızların Rusya ve Ukrayna’da ki modellik ajansları aracılığıyla bulunduğu ortaya çıkıyor. Tevfik Arif kimdir? Kazakistan doğumlu gayrimenkul kralı Donald Trump’ın kankası… Ayrıca anlayacağınız üzere Aleksander Maşkayevich ile de yakın arkadaş…

    Türkistan Şehri ve Hoca Ahmet Yesevi

    Bugüne kadar Anadolu ve Balkanları en derinden etkileyen tarikatların büyük bir çoğunluğu orta asya – Türkistan kökenlidir. Nakşıbendi ve Bektaşi yapısı köklerini Türkistan’dan alırlar şöyle ki Nakşibendi Tarikatının kurucusu Şah-ı Nakşibendi Muhammed Bahauddin Özbekistan kökenlidir. Osmanlı ve Balkanları derinden etkileyen yeniçeri ocağının dahil olduğu bugün halen Anadolu’da ve Balkanlarda ekili olan Bektaşiliğin manevi önderi Hacı Bektaş Veli’nin doğumu İran, Nişapur şehridir. Nişapur ile ilgili bilgi vermek gerekirse Türkmenistan’ın başkenti Aşgabad ile arasında ki mesafe 270 km’dir. Nişapur doğumlu isimler ise ayrıca önem taşımaktadır bunların en bilinenleri Ömer Hayyam, Feriduttin Attar (Mantıku’t Tayr’ın yazarı), Selçuklu Devletinin de ilk kuruluşu Nişapur’da okutulan hutbe ile ilan edilmiştir. Hem Nakşıbendiliği hem de Bektaşiliği etkileyen ve Yunus Emre’nin şiirlerinin içine işleyen sufi düşüncenin kökeni ise Kazakistan’ın Türkistan şehrinde doğan bir tahta kaşık ustasından gelmektedir. Bu tasavvuf ehli Hoca Ahmet Yesevi’dir.

    AHMED YESEVİ

    AHMED YESEVİ TÜRBESİ,TÜRKİSTAN

    Kurduğu düşünce ve insan sevgisi anlayışı Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Hacı Bektaş Veli’yi ve Hacı Bayram Veli’yi derinden etkilemiştir. Bugün Kazakistan’da Kazakların büyük çoğunluğu Fatiha’yı bilir mi ? Ahmet Yesevi’yi ne kadar bilirler ? Bu durum tüm SSCB sonrası devletler için nasıldır acaba ?

    Tıpkı Aral’ın kuruduğu gibi Kazakistan’ın manevi zenginlikleri de Kazakların birçoğunun Kazakçayı, Rusça kadar iyi bilemedikleri gibi kaybolup gitmiş midir ? 1800’lü yıllardan itibaren toplam 150-200 yılda binlerce yıllık gelenek, dil ve din unutulabilir mi ?

    Kazakça nasıl bir dildir ?

    Bazı dil bilimciler Kazakçayı Türkçe’nin bir lehçesi olarak görmektedirler. Bu bakış açısına göre Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesi arasında ki ayrılıkların büyük bir bölümünü ses farklılıkları meydana getirir. İki lehçede ortak olan çok sayıdaki kelimeyi birbirinden uzaklaştıran bu ses farklılıkları öğrenilirse, Türkiye Türkleri için Kazak Türkçesini öğrenmek büyük ölçüde kolaylaşır. Bu ses farklılıklarının en önemlileri ünsüzler arasındaki farklılıklardır. Bu farklılıklar başlıca şöyledir;

    • Türkiye Türkçesindeki ş’ler Kazak Türkçesinde s’dir. (Taş – Tas : Beş – Bes )

    • Türkiye Türkçesindeki ç’ler Kazak Türkçesinde ş’dir. (Üç – Üş : Ağaç – Ağaş )

    • Türkiye Türkçesinde kelime başında bulunan y’ler Kazak Türkçesinde j’dir. (Yer – Jer : Yol – Jol )

    • Türkiye Türkçesinde kelime başında bulunan ince g’ler Kazak Türkçesinde ince k’dir.(Göz – Köz : Göl : Köl )

    • Türkiye Türkçesinde kelime başında bulunan d’ler Kazak Türkçesinde t’dir. (Dil – Til : Dört – Tört)

    • Türkiye Türkçesinde v ile başlayan aşağıdaki kelimeler Kazak Türkçesinde b ile başlar. (Var – Bar : Ver – Ber )

    Kazakça bir atasözünün Türkçe çevirisi ise aşağıdadır…

    Arğımaq attıñ balası az ottap köp juwsaydı; asıl erdiñ balası az söylep köp tıñdaydı.”

    Çevirisi: Asil atın yavrusu az otlayıp çok çiğner; asil erin çocuğu az konuşup çok dinler.

    Türk Dizileri ve Filmleri…

    Kazakistan’da Türk dizi ve filmleri oldukça popüler; Birçok türk sinema ve dizi oyuncusu Kazakistan’ı ziyaret ediyor. Bunlardan en sonuncusu Burak Özcivit idi.

    Baykonur Uzay Üssü

    BAYKONUR UZAY ÜSSÜ

    BAYKONUR UZAY ÜSSÜ

    Dünyanın en eski ve en büyük uzay fırlatma üssüdür. 1955 yılında hizmete girmiştir. Kazakistan’ın Baykonur kasabasında yer almaktadır. Uzay çalışmaları tarihinin birçok önemli uçuşu Baykonur Uzay Üssü’nden yapılmıştır: ilk insan yapımı uydu Sputnik’in fırlatılması, ilk insanlı yörünge uçuşunu gerçekleştiren Yuri Gagarin‘in aracı Vostok(Doğu) ‘un fırlatılması (1961), uzaya çıkan ilk kadın Valentina Tereşkova‘yı taşıyan uzay aracının fırlatılması (1963).

    Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kazakistan Сumhuriyeti sınırları içinde kalan Baykonur Uzay Üssü , Rusya tarafından yıllık 115 milyon dolar kira ile 2050 yılına kadar kiralanmıştır.

    İlk Türk Astronotu!

    Toktar Aubekirov

    Toktar Aubekirov

    Yoksa Kozmonotu mu ? ”2000 Yılına Mektup” kampanyası, vatandaşlara mektup yazma alışkanlığını kazandırmak ve mektup kavramını toplumda daha canlı tutmak amacıyla PTT‘nin kuruluşunun 146’ncı yıldönümü olan 23 Ekim 1986 tarihinde başlatılmış ve 1 yıl sürdürülmüş… Bu kampanya kapsamında çok değerli biri olan vatandaş Bayram Kaya;  mektubu 27 Ekim 1987 tarihinde İstanbul, Aksaray’dan postaya veriyor ve zarfında ‘‘İlk Türk uzay adamına verilecektir” ibaresini yazıyor… 2000 yılında teslim edilmesi gereken mektup teslim edilemiyor… Türkiye’den uzaya giden bir astronot iki yıl boyunca aranıyor ama nasıl aranıyor ? PTT; Resmi bir yazıyla Türk Havacılık ve Uzay Genel Müdürlüğü’ne başvurup “Uzaya giden Türk oldu mu” diye soruyor; İlgili genel müdürlük şu cevabı veriyor; “Mevcut bilgi ve veriler henüz uzaya çıkan bir Türk’ün olmadığı (doğrultusundaysa da), konu hakkında bir kez de Dışişleri Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın görüş ve bilgileri ne başvurulmasının uygun olacağı değerlendirilmiştir.” PTT Posta Telgraf Dairesi Başkanlığı, bu yazıyı alınca Dışişleri’ne ve Hava Kuvvetleri’ne başvuruyor; Dış işleri Bakanlığı, PTT Genel Müdürü Dursun Dağaşan ve yardımcısı Aydemir Akkayaoğlu’nun imzalarıyla 3 Mayıs 2000 tarihinde kendilerine ulaşan yazıyı, ilgi için “Uluslararası Siyasi Kuruluşlar Genel Müdürlüğü’ne intikal ettirdi. Genel Müdür Yardımcısı Elçi İnci Tümay da, ertesi gün resmi yazıyı “aidiyeti cihetiyle” DHGY’ye yolladı ve bulunmadığı anlaşıldığı için sahibine ulaştırılamayan mektup, Ulaştırma Bakanlığı’nda düzenlenen bir törenle Kazakistanlı astronot Toktar Aubakirov’a veriliyor. Aubakirov Sovyetler Birliğinin son kozmonotu idi…

    Dönemin Ulaştırma Bakanı Oktay Vural, uzaya Türkiye’den çıkan bir astronot bulunmadığı için mektubu Kazak astronot Toktar Aubakirov’a vermeyi uygun bulduklarını söylüyor. Törene, mektubu yazan ve 1999 yılında vefat eden Bayram Kaya’nın eşi Esin Kaya ile oğlu Murat da katılıyor… Bayram Kaya tarafından gönderilen mektupta, şöyle deniliyor:

    Uzaya çıkan ilk Türk uzay adamı, sana sevgi ve selam olsun. Şu anda, 21 Ekim 1987, saat 22.30. Televizyonda, ‘Ben Bilirim’ programında, Mehmet Özbek yönetiminde ‘Vallahi O Yardır’ türküsü söyleniyor. Yılların düşü şahsınızda gerçekleşmiş. Ne mutlu size. ‘İstikbal göklerdedir’ diyen Büyük Önder Atatürk’ün arzusu gerçekleşmiş, ne güzel. Acaba sağ kalıp da görebilir miyiz? Kader… Kim bilebilir ki Yüce Tanrı’dan başka. Haklı bir gurur, gerçek bir övünç kaynağı sizin olayınız. Ne mutlu size ve ailenize. Gözlerinden öper, sıhhat ve afiyetler dilerim.” Ön ve arka yüzlü olarak yazılan mektubun arka yüzüne Bayram Kaya’nın, “Bu mektup ilk Türk astronota yazılması sebebiyle çok değerlidir. Bu sebepten mektubun açık artırmayla satılarak gelirinin mirasçılarım ile astronot arasında paylaştırılmasını istiyorum.” notunu düştüğü görülüyor…

    Mektubu alan Toktar Aubakirov, 27 Temmuz 1946’da Kazakistan’da doğdu. Aubakirov, MIR yörünge kompleksinde, 2–10 Ekim 1991 tarihlerinde, ilk uzay uçuşunu yaptı. Uzay uçuşu; 7 gün, 22 saat, 12 dakika, 39 saniye sürdü.

    Yıl oldu 2015 hala Türkiyeli Astronot yok !

    Yol Bisikleti Yarışları ve Boks

    Kazakistan’da iki spor çok popüler bunlardan bir tanesi Yol bisikleti Yarışları; Astana Pro Team kısaca AST ile Kazakistan adından sıkça söz ettiriyor. Uluslararası arenada bir çok dereceleri mevcut.

    Triple G : Genadiy Genadiyeviç Golovkin : Namağlup Kazak Boksör, babası Rus asıllı annesi ise Kore kökenli; kendi sikletinde Dünya’nın en iyi boksörü olarak görülüyor. Tarihinde at binmek ve güreşmek olan bir milletin bu tarz sporlarda başarılı olması ilginç…

    Dış Ticaret

    Kazakistan ile dış ticaret yapan ilk beş ülke arasında Türkiye yer almıyor.

    1) Rusya 2) Çin 3) Almanya 4) ABD 5) Ukrayna

    Kazakistan’ın Dış Ticaretinin yaklaşık %70’i petrol ihracatı oluşturuyor ve Dış ticareti sürekli artıda yani aldığından fazla satabilen bir ülke oysa ki, Türkiye ise sürekli eksi değerler bulunuyor yani gelirinden daha fazla harcama yapan bir ülke Türkiye… Rusya,Belarus ve Kazakistan ortak gümrük birliğinde… Türkiye’ye vize uygulanmıyor…

    Kazakistan’ın en büyük yatırımcısı Hollanda !

    Kazakistan'da ki yabancı yatırımcılar

    Kazakistan'da ki yabancı yatırımcılar

    Sonuç olarak Kazakistan hem iş hem de turizm için gidip görülmesi gereken kültürel ve tarihsel bağlarımızın olduğu bir yer… Umarım ilişkilerimiz daha da gelişerek devam eder… Türkiye hem yatırım anlamında hem de dış ticaret anlamında ilk beşte yer alabilmelidir…

    Tags: , ,

  • Ukrayna’ya bir çok kez seyahatte bulundum… Kiev,Odessa,Nikolayev,Herson,Harkov gibi şehirleri gezdim. BDT içerisinde en sevdiğim ülke 45 milyon insanın yaşadığı Ukrayna’dır. Yemekleri, insanı, kültürü ile bir başkadır ! Ukrayna güzeldir. İnsanları üstünden Ukrayna’ya biraz bakalım…

    Ukraynalı Ünlüler

    İsrail’in ilk bayan başbakanı Golda Meir; Hollywood yıldızı Mila Kunis ; İnternet ödeme sistemi Paypal‘ın geliştiricilerinden Max Levchin Ukraynalıdır.

    Golda Meir,Milla Jovovich,Mila Kunis,Ruslana

    Golda Meir,Milla Jovovich,Mila Kunis,Ruslana

    Daha bitmedi, ünlü Hollywood yıldızı Milla Jovovich Kiev’lidir, aktör Dustin Hoffman ailesi de Kiev kökenlidir, değerli yönetmen Steven Spielberg ise aile tarafından Odessa’lıdır.

    Eurovizyon şarkı yarışması birincisi Ruslana var birde.(Ukrayna’da ki gösterilerde aktif olarak destekledi.)

    Ukrayna’nın Türkiye için en önemli parçası Kırım ise ayrı bir yazı konusu…

    Rus tarihi Ukrayna ile başlıyor; Kiev Rus(Kievan Rus) Rusların tarih sahnesine çıkışının ilk başlangıç noktası, daha sonra Tatarlar ile olan ilişki ve Tatar hakimiyeti…

    Kırım Tatarlarından bir kaç isim Beyti Kebabın muciti Beyti Güler ve Ülker’in kurucusu Sabri Ülker… Tarihçi İlber Ortaylı; Dış İşleri Bakanı Ahmet Davudoğlu ve tarihçi Halil İnalcık ilk akla gelen isimler say say bitmez son olarak Cüneyt Cüreklibatır yani Cünety Arkında soyadından anlaşılacağı üzere Kırım Tatarlarındandır. Birazda Ukrayna tarihine bakalım…

    Rusya İmparatorluğuna dahil oluşu Nazi Dönemi ve Sovyetler Birliği

    Burada iki önemli nokta var üzerinde kısa da olsa durulması gereken Dinamo Kiev ve Çernobil

    Dinamo Kiev o kadar önemli bir takım ki saygıyı ve taraftarlığı gerçek anlamıyla hak ediyor. Neden mi ? 1942 yılında Ukrayna Almanya  işgalindeyken  yani Naziler Ukrayna’ya hakim iken; o zamanın Dünya’nın en iyi futbol takımı olan Dinamo Kiev ile maç yapmak istiyorlar ve bu maçtan önce futbolculara şu söyleniyor bu maçı kaybedin yoksa hayatlarınızı kaybedersiniz…  İlk yarı bir gol yiyorlar ama sonra ne oluyorsa oluyor onurlarına yenilip Nazi Subaylarından oluşan takımı büyük farklarla yeniyorlar sonra tüm takım oyuncuları kurşuna diziliyor. (Bu hikayeden esinlenerek bir Hollywood filmide çekilmişti : Zafere Kaçış)

    Nazi Ukraynası

    Nazi Ukraynası

    Çernobil ise bugun Karadeniz bölgesinde yaşadığımız kanserin ana kaynağı !

    Ukrayna’da Çernobil şehrinde yaşanan Nükleer Reaktör Kazasının etkileri 1986’dan beri sürüyor… Küçük bir çocuk iken çay içemediğim günleri hatırlıyorum…

    Ukrayna’nın Doğal Kaynakları

    Ukrayna ayrıca Kömür zengini bir ülke buna ek olarak Metal – Demir – Çelik üretiminde de hatırı sayılır bir noktada. Sovyetler zamanından kalma Uçak ve Havacılık ile ilgili fabrikaları var lakin sanayi her sene geriliyor… Demir – Çelik İşletmelerini Dünya’nın en zenginleri arasında bulunan Hint kökenli Mittal ailesi Ukrayna bağımsızlığını kazanır kazanmaz kendilerine bağlayarak işletmeye başladı…

    Ama şimdi başa dönelim ve şu soruyu soralım; Ukrayna’da şu an neler oluyor ?

    Bu durum için aslında Sovyetler Birliği sonrası devletler de ki karışıklıklara bakmak gerekiyor.

    KırgızistanGürcistan ve Ukrayna‘da son dönemlerde iktidar değişikliğine yönelik bir takım hareketlilikler yaşandı. Bu ülkelerin ortak özellikleri ise fakir

    Ukrayna

    Ukrayna Bayrağı

    ülkeler olmalarıydı yani zengin doğal kaynakları YOK !  Ayrıca Sovyet sonrası sanayileride kalmadığından dolayı ekonomik olarak bağımlılar…

    Soru ve sorun şurada ortaya çıkıyor Kime bağımlı olacaklar ? (Yani Parayı nasıl elde edecekler çünkü ülke ürettiğinden ve sattığından fazla tüketiyor ithalat fazlası vererek bütçe açığı veriyor…)

    Cevap ilk başta akıllara Rusya’yı getirmiş olsa da Batı yani Avrupa ve Amerika koalisyonu bunu kırmaya çalışıyor ve kısmen başarılı oluyor. Ukrayna’nın kendi içersinde ki önemi ise coğrafyası yani Rusya ile Avrupa arasında köprü olması ama ne köprüsü ?

    Enerji köprüsü yani doğalgaz köprüsü burada ucuz enerji almak isteyen Avrupa ile istediği fiyatlara gaz satmaya çalışan Rusya arasında ki mücadelede olan Ukrayna’ya oluyor.

    Ukrayna’da şöyle bir sosyolojik yapı oluşmuş durumda %80 Ukraynalı –  %20 Rus lakin politik olarak tamamen ikiye ayrılmış durumda Rusya yanlıları ve Avrupa yanlıları.

    Batı tarafı Ukraynaca konuşuyor ve Avrupalı olduğuna inanıyor daha yenilikçi ve batı yanlısı;dindar;ukrayna milliyetçisi; doğu ise daha muhafazakar Büyük Rusya ile birlikte hareket etmek gerektiğini düşünüyorlar ve Rusça konuşuyorlar… Sovyet Kültürü ve Ruhuna daha çok sahipler… Ukrayna’nın bağımsızlığından sonra yaşananlara şöyle hızlıca bir bakalım…

    1994

    1994 yılında ilginç bir şey gerçekleşiyor ve Ukrayna Kominist Partisi %25 ile en yüksek oy oranını alıyor. ikinci parti  ancak %10 alabiliyor…

    2001

    Yulia Timeşenko ile  Viktor Yushchenko politik ortaklık kuruyor.

    2002

    Ukrayna Kominst Partisinin önüne geçebilmek için Bütün Partiler ve oluşumlar birşekilde birleşiyor  ve Viktor Yushchenko’nun başında olduğu Avrupa taraftarı

    Yulia Timeşenko ve Viktor Yuşenko

    Yulia Timeşenko ve Viktor Yuşenko

    blok seçimi %23 oy ile kazanıyor. Kominist Parti oy oranı ise %20

    2004

    İşlerin karışmaya başladığı zaman; Başkanlık seçimlerinde Batı yanlısı (Avrupa-ABD) Viktor Yushchenko  ; adaşı doğu yanlısı yani Rusya taraftarı; Viktor Yanukoviç kıyasıya mücadele veriyor. Bu seçimlerde Batı yanlısı Viktor Yushchenko  %46,69 oy oranına karşılık Yanukoviç %49,42 ile seçimleri kazandığı ilan ediliyor.

    Seçimlere hile karıştığını ilan eden batı yanlısı Yushchenko halkı sokaklara çıkmaya teşvik ediyor ve Turuncu Devrim oluyor. Turuncu Yushcenko’nun rengi… Benzer olaylar için bkz:Gürcistan ve bkz:Kırgızistan

    Olaylar büyüyünce Seçimler tekrar ediliyor Yuşçenko’nun %51,99 ve Yanukoviç’in %44,20 oranında oy aldığı resmi olarak açıklanıyor ve Devlet Başkanı Batı yanlısı Yuşçenko oluyor…

    Ukrayna istihbarat teşkilatı başkanıyla yediği yemekte Batı yanlısı Devlet Başkanı Yushchenko zehirleniyor ve yüzü tanınmaz hale geliyor.

    2005

    Ukrayna Başbakanı Yuliya Timeşenko (saç şekli ile özdeşleşmiştir) Başbakan olmadan önce Korsan CD işi ile uğraşmış ve çok zengin olmuş… Politikası  ABD ve Avrupa  yanlısı…

    2006

    Parlemento seçimlerini Rusya yanlıları kazanıyor ve işler gene karışıyor

    2007

    Batı yanlıları kendi içlerinde iktidar mücadelesine giriyor… Yulia Timeşenko popüleritesinin artığını görünce  Viktor Yushchenko ile zıtlaşarak rakip oluyorlar ve sonuçta kazanan Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç oluyor. Farklar hep çok az…

    2009

    Ukrayna ile anlaşmazlık yaşayan Rusya; Ukrayna vanalarını iki haftalığına kapatıyor… Avrupa ve Ukrayna üşüyor

    2010

    Oylar bölünüyor ve bu bölünmeden Rusya yanlıları karlı çıkıyor… %46 Yuliya Timeşenko ve %49 Yanukoviç; Bu seçimlerde  Yushchenko’da aday oluyor ve %6 oy alıyor…

    2011

    Eski Başbakan Yulia Timeşenko tutuklanarak hapse atılıyor.

    Viktor Yanukoviç

    Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç

    Timoşenko Ocak 2009’da Rusya’dan 10 yıl süreyle doğalgaz alınması anlaşmasını yasalara uygun olmayan bir şekilde onaylayarak görevini kötüye kullanma suçlamasıyla yargılandı. Eski başbakanın tutuklu yargılanmasını talep eden savcılık makamı Timoşenko’nun davayı ciddiye almayıp, hâkimle alay ettiği ve mahkeme salonundayken Twitter hesabından mesajlar gönderdiğini ifade etti. Timoşenko, 2001 yılında da dolandırıcılık suçlamasıyla bir süre hapis yatmıştı.

    Timoşenko’yu 1996 yılında rakip bir işadamının öldürülmesi emriyle itham edildi.

    2012

    En renkli, heyecanlı ve orjinalliklerle dolu seçim bu yıl gerçekleşti.

    • Rusya Yanlısı Yanukovich oyların %30’unu alarak iktidar oldu…
    • Hapiste bulunan Timeşenko’nun partisi %26 aldı.
    • UDAR partisi yani Yumruk Partisi’nin Adayı Boksör Vitaliy Klychko %14 aldı.
    • Kominist Parti ise %13 oy aldı
    • Sosyal – Nasyonel Parti  (Yani Nasyonel Sosyalist Irkçı  Parti)  %10 oy aldı.
    • Ukrayna – İleri Partisi ; Timeşenko’nun taklidi olan hanfendi Natalia Korelevska’nın partisi %1,5 aldı

    Diğer Partiler %1 ‘in altında oy aldılar benim bu partiler arasında favorim Emekliler Partisi

    2013

    Şubat ayında Rus İzvestia gazetesi Gazprom’un ticari sır olarak sakladığı Avrupa’ya gaz satışını yayınladı.

    Burada alım miktarları ve fiyatları yer alıyor. En ucuz gaz alımı yapan 313€ ile İngiltere; ayrıca aldığı miktar çok az.

    Avrupa'nın Rusya'dan Gaz Aldığı Fiyatlar

    Avrupa'nın Rusya'dan Gaz Aldığı Fiyatlar

    Türkiye 406 € fiyat ile gaz alıyor arada ki fark uçurum.  Türkiye Almanya’dan sonra en çok gaz alan ülke Almanya  ise 379 € alıyor.

    Avrupa’nın tüm büyük ülkeleri ucuza gaz alırken Türkiye cidden çok kötü fiyatlara gaz alıyor. Ukrayna ile aynı fiyatlara gaz alıyor. Rusya mesela Belarus’a ve Ermenistan’a çok ucuza gaz veriyor Türkiye’nin aldığından 3 kat daha ucuza.

    Türkiye hem yüksek miktarda gaz alıyor hemde Almanya’dan Fransa’dan Avusturya’dan Finlandiya’dan Hollanda ve İngltere’den çok daha pahalıya gaz alıyor. İyi pazarlık edememişiz. (kaynak:http://izvestia.ru/news/544100)

    Son olarak Rusya; Ukrayna’ya verdiği gazın fiyatını  düşürdü ve 200€ gibi bir fiyat oldu.

    Mücadele

    Gaz,Pazar ve para …  Satıcı : Rusya ve  Alıcı :Avrupa ! Arada kalan ve hırpalanan  Ukrayna…

    Euromeydan

    21 Kasım 2013 tarihinde tüm muhalefet liderlerinin desteğiyle halk meydanlara iniyor. Buna Ukraynalılar ukraynaca olarak Euromeydan  diyor. Bir dakika meydan mı ? Evet Bugün Ukrayna dilinde (Rusçadan farklı bir dildir.) bir çok türkçe kökenli kelime mevcut sebebi ise Tatarlar. Holywood aktörleri ve aktrisleri; Avrupa ve ABD dış basını destekliyor.

    Twitter,Facebook  ve Vkontakte çalkalanıyor. Muhalefet liderleri meydanlarda halka destek veriyor. Halk ve Polis karşı karşıya geliyor. Polis orantısız güç kullanıyor. Türkiye’de gezi parkı olaylarının tıpkısının aynısı bir biçimde örgütlenme ve yapılanma gerçekleşiyor.

    Polis, protestocuların kurdukları çadır ve barikatları dağıttı. Eylemcilerin direnemediği gecede Kiev polisi, eleştiriler üzerine bu kez cop yerine kalkan kullandı. ABD Başkan Adayı ve Senatör McCain; Kiev meydanlarında Ukraynalılara sesleniyor yanında bir senator daha var o ise diğer partiden yani hem Amerika Birleşik Devletlerinin hem Cumhuriyetçi Parti hem de Demokrat Parti’den iki senatörü Kiev’e geliyor Meydanda Halka sesleniyor ve desteklerini bildiriyor.

    Euromaidan

    Euromaidan

    Neden ?

    Devlet Başkanı Rusya yanlısı Yanukovich, Vilnius’da gerçekleşen Avrupa Birliği ile Ukrayna’nın gümrük birliğine girme antlaşmasını imzalamadı. Bunun yerine Rusya,Belarus ve Kazakistan’ın dahil olduğu gümrük birliği antlaşmaya hazırlanması üzerine olaylar patlak verdi.

    Göstericiler Ne istiyorlar ?

    “Hükümet istifa” sloganları atan muhalifler; ülkede erken seçime gidilmesini ve eski Başbakan Timoşenko da dâhil siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istiyor.

    Para Yardımları ve Krediler Havada uçuşuyor

    Hem Avrupa Birliği; hem de Rusya Ukrayna’ya para yardımları yağdırıyor. Yeter ki Ukrayna onların tarafında olsun.

    Göstericiler Lenin Heykelini Yıktı !

    Haberlere yansıyan olay çok İlginç Aralık ayı 2013 yılında göstericiler Lenin Heykeli yıkıyor ! Buradan çıkarılacak ilk sonuç 1992 yılında Lenin Heykelleri tamamen yıkılmamış ve  hala bazıları için Vladimir Lenin birçok şey ifade ediyor. Heykelin yerine şimdi Bayrak asmışlar lakin denen o ki tekrar oraya Lenin heykeli dikeceklermiş. Rus egemenliğinin bir sembolü olarak bilinç altına işlemiş Lenin ve bunun sembolü olarak görülen heykel yıkılıyor. Basit bir sonuç bu zamana kadar yıkılmadıysa halen seveni vardı… Böyle bir olayda yıkıldıysa bir o kadar da nefret edeni vardı… Ama Ukrayna’da Lenin’in fikirleri ve ya düşüncelerinin 20 yıldır uygulanmadığıda bir başka gerçek…

    Kiev Lenin Heykeli Öncesi Sonrası ve Şimdi

    Kiev, Lenin Heykeli, Öncesi Sonrası ve Şimdi

    Ukrayna Kazançlı Çıkabilir mi ?

    Bu durumda Ukrayna’nın bir taraf seçmesi gerekiyor; ya eski sovyetler birliği üyesi Litvnaya,Letonya ve Estonya gibi AB’yi seçecek ya da Belarus gibi Rusya yanlısı olacak.  Türkmenistan ve ya Özbekistan gibi tarafsız ve kapalı kalma şansı yok gibi gözüküyor. Gösterilerin arka planında da Avrupa Birliği ve ABD olduğu açık.

    Ancak Pragmatist ve Halkın çıkarını savunan gerçek bir iktidar ne Rusya’yı küstürecek ne de AB ve ABD’yi karşına almamalıı.

    Ukrayna halkı gerçek özgürlüğüne dış güçler arasında bir denge kurarak bulabilir. Hem Rusya ile olan ortak tarihine kültürünü yok saymadan ayrıca geriye gitmeden ülkesi için en iyi yolu yani özgürlüğü, kardeşliği ve halkı arasında ki  eşitliği seçerek dengeyi bulmalıdır.

    Sadece Rusya ve AB için değil bölgede ki tüm ülkeler için eşit mesafede ve açık bir ülke olmalıdır.  AB ile Gümrük Birliğine ve ya Rusya ile Kazakistan-Belarus-Rusya’nın dahil olduğu Gümrük Birliğini seçmektense hepsi için aynı mesafede ve şartlarda bir gümrük ve dış politika belirlemelidir.

    Ukrayna Tarıma elverişli topraklarının %7 sini Çin Devlet Tarım şirketine sattı bunun yerine Tarıma yatırım yaparak Çin’e tarım ürünleri ihraç etme modelini benimseseydi daha çok emek ve zaman geçecekti ama uzun vadede şimdi kazandığı 3 Milyar Dolardan çok daha fazla para kazanacaktı.

    Rusya ve Ukrayna son olarak bir antlaşma yaptılar 15 Milyar Dolar ve 400€ bulan gaz fiyatları 100€ indi, Ancak Avrupa Birliğini ve ABD bu durumdan pek mutlu olmuşa benzemiyor. Halbu ki Ukrayna Rusya ve ABD arasında Köprü olmalıydı sınır değil.  Ukrayna tıpkı Kızları ve Doğası gibi çok güzel ve çekici bir ülke onu Ukrayna pragmatist ve akıllı davranmalı ve  Avrasya’nın Parlayan Yıldızı olmalıdır.

    Ukrayna Ekonomisine Genel bir Bakış

    Ukrayna'nın Dış Ticaret Açığı

    Ukrayna'nın Dış Ticaret Açığı

    Ukrayna sürekli Dış Ticaret Açığı vererek ürettiğinden çok tüketen bir ülke haline gelmiştir. Bu Dış Ticaret açığı genişleyerek daha da derinleşmektedir.

    Yurt Dışından Petrol ürünleri almakta; Yurt Dışına ise Demir – Çelik ve Hububat satmakta.

    15 Milyar € gibi bir Dış Ticaret açığını yurt dışından aldığı borçlarla kapatmaya çalışmaktadır.

    İthalat olarak Rusya ve Çin’e bağımlıdır.

    Ukrayna’nın mal sattığı başlıca ülkeler ise Rusya ve Türkiye’dir.


    Avrupa Briliği VS Avrasya Ekonomik Briliği

    Şu an Rusya, Kazakistan ve Belarus’ta Gümrük tarifesi aynıdır.

    Mayıs 2014’e kadar Avrasya Ekonomik Birliği’ne dönüşecek. AB’de olduğu gibi mal, sermaye, işgücü ve hizmetler aşamalı olarak üye ülkeler arasında serbest dolaşacak.

    Ermenistan Haziran 2014’te tam üye olacak.

    Ukrayna’da son çıkan olaylardan sonra hükümet bu birliğe girme kararı aldı.

    Rusya’nın hedefi Baltıklar hariç diğer tüm Post Sovyet Cumhuriyetlerinin dahil olması…

    Ukrayna Ticari ve Politik Riskler Taşıyor mu ?

    Ukrayna bu ve benzeri olaylara ileride de gebe olacaktır. Ticari olarak her zaman olduğu gibi önemini sürdürecektir. Ekonomisi ise dışa bağımlı olmaya devam edecek gibi gözüküyor. Bu bağlamda Politik istikrar Ekonominde kilit rol oynamakta…

    Kiev sokaklarında yürüken çektiğim bir kaç fotoğraf; seçim öncesi Kominist Parti’nin afişi ilginç  ! Mayakovskiy’nin bir şiiri ile reklam hazırlamışlar basitçe çevirisi şöyle: Son Ananasını ye, Son Tavus Kuşunu götür, asıl şimdi senin sonun geldi Burjuva !

    Kiev'den Görünüm

    Kiev'den Görünüm

    Ukrayna Parlementosu Şenliklerle Açıldı…

    Aşağıda ki videoda gözler Boksör Vitaliy Klichko’da  !

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

  • Yaroslavl şehri

    Yaroslavl,Rusya

    Yaroslavl’a Moskova’dan araba ile geçtim ancak Trafik canımı bezdirdi en akıllıca yol tren ile gitmek…

    Yaroslavl şehri Moskova’ya çok uzak olmayan bir şehir.Sessiz sakin ve dost canlısı insanları olan bir kent… İlginçtir bu şehirden iktidar partisine ve Putin’e hiç oy çıkmıyor onun yerine Jirinovski’ye oy çıkmakta… Bu sebeple genel Rusya’dan ayrılan protest bir yapısı mevcut… Türkiye’nin İzmir’i gibi mi acaba ? Bilemiyorum…

    Moskova ile arası 250-300 km Ne çok gelişmiş ne de çok küçük bir yer değil ortalama huzurlu… Yaklaşık 600.000 Nüfusa sahip bir yer… 1000 yıllık bir şehir  Unesco Dünya Mirası kapsamında koruma altında…

    Tarihte ise Altın Ordu ve Mengü Kağan’ın üzerinden zamanında geçtiği bir yer… Pek kimse bilmez ancak 1000 Ruble’nin arkasında resmi var olan şehir… Rusya’nın en büyük 20. şehri…

    Yaroslavl Lokomotiv Buz Hokeyi takımını 2011 yılında uçak kazasında kaybetti…Yakovlev Yak-42 idi…

    Feodor Volkov Dram Tiyatrosu görülmeli ve kültürel alt yapı yetiyorsa orada bir eser izlenmeli… Birde bir zahmete girip Volkov’un kim olduğu öğrenilmeli…

    Sokakları tenha insanları huzurlu parkları eserleri güzel, derli toplu ve etkileyici bir şehir Yaroslavl benim aklımda biraz modern bir imajı var… 2013 yılında Rönesans İnşaat Aura AVM açacak Bu da şehrin hayatını değiştirecek… Yaşanılabilinir bir şehir gibi geldi bana Yaroslavl… Eylül 2012’de bulundum Yaroslavl’da yazmak şimdi nasip oldu… Sonra Tren ile Smolensk şehrine geçtim…

    Tags: , , , , , , , , , , ,

  • KAZAN / TATARİSTAN - RUSYA FEDERASYONU

    Kul Şerif

    Kazan şehri Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan…

    “Поскреби русского – обнаружишь татарина”

    Rusça bu söz şu anlama geliyor Rus’u biraz kazısan altında Tatar bulursun…

    Bunun sebebine gelince bu iş Tarih’ten başlar… Tabi önce Tatar  nedir ? onu cevaplamak gerekir Tatarlar’da bir Türk kavimidir ama Türk Dünyasından biraz daha farklı olan bu topluluk hem savaşçılık anlamında hemde entellektüel anlamda diğer tüm Türk topluluklarından farklı olduğu gibi Dünya’da da farklılığı kabul görmüştür… Tatarlar genel anlamda hem bugün ukrayna’ya bağlı özerk bir devlet olan Kırım Tatarları hem de Kazan Tatarları olarak kulağımıza çalınsa da hem Osmanlı’dan hem daha öncesinden sadece Anadolu Türklerini değil tüm Dünya’yı bir çok anlamda etkilemiştir…

    Rusya’nın bugün sahip olduğu bizim Rusya diye bildiğimiz tüm topraklar Tatar’larındı… Moskova dahil…

    Tatarlar Çin’den Avrupa’ya Kuzey’den Güney’e Finlandiya’dan Fransa’ya kadar etkili oldular… Tarih yazdılar…

    Ruslar bu kadar güçlenmesinin ve Dünya’de söz sahibi bir toplum olmasını da sağlamışlardır…

    Yusuf Akçora,Zeki Velidi Togan,Sadri Maksudi Arsal gibi isimler Tataristan doğumlu olup  Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında genç cumhuriyet için çalışmış ve gözlerini Anadolu topraklarında açmasalar da bu topraklarda kapatmışlardır…

    Bulgar sözcüğü ve Bulgarlar’ın da kökeninin Tatarlar olduğunuda kısaca bahsetmek gerekir…

    Moskova’nın Tatarların elinden Rusların eline geçmesi birinci kırılma noktası oluyor… İkinci Kırılma noktası ise Ruslar’ın kaderini değiştiriyor…

    Kazan’ın kaybedilmesi… 1552 yılında Korkunç İvan Kazan’ı Tatarların elinden alınca sadece Tatarların değil Tüm Türk ve Müslüman  Dünyasının kaderi değişiyor…

    Bu yoğun mücadele 100 yıldan fazla sürüyor… Benzer zamanlar’da İstanbul’un fethi nasıl büyük bir başarı ise Kazan’ın kaybedilmesi de bir o kadar büyük kayıptır…

    Bu savaşın sonunda  Kul Şerif Camii’si Korkunç İvan Tarafından yok edilmiştir… Ancak Korkunç İvan bu camii’yi yıkmasının sebebi o kadar güzel ve ihtişamlı olmasının yanı sıra kıskanmışta olmalıdır ki bu camii’nin bir benzerini Moskova’da yaptırma kararı almış ve Rusya’nın Sembollerindne biri olan St. Basil Kathedrali’ni yaptırmıştır…  hatta bu kathedral bu sayfa’da da kullanımıştır… sol üst köşede görülebilir…

    Kul Şerif Camiisi ancak Kazan’ın kuruluşunun 1000.ci yılında 2005 yılında tekrar yapılarak açılmıştır.

    Bu yeni yapılan camii’yi gezdim ancak maalesef üzülerek söylüyorum ki neyse bir şey söylemek istemiyorum…

    Tabi burada bazı isimleri özellikle Sultan Galiyev’i anmadan da olmaz… Sultan Galiyev; Proleter Devrimin Lenin,Stalin ve Troçki’den sonra gelen en önemli isimlerindendir… Ancak hepsinden farklı olarak onun anlayışı Türkçülüğe dayandırması Stalin tarafından tehdit olarak görülmesine sebep olacaktır…

    Kısa yazalım dedik gene uzattık…

    Hemen populer kültüre kısa bir geçiş yapalım fransız mutfağından dünyaya armağan olan tartar sos’un isim babası Tatarlar ! Ayrıca gene Tatar büfteği – steak tartare … ve bizde ve Rusya’da populer olan çiğ börek… bunların haricinde tatar yemekleri tadına doyum olmayan gizli kalmış bir zenginlik…

    Bugun Tataristan Rusya Federasyonuna bağlı en zengin devletlerden biridir…

    Zengin doğal gaz ve petrol’ün haricinde kereste ve yer altı maden kaynaklarına da sahiptir…

    Tatarlar eğitim seviyeleri ve zekalarıyla göz dolduran bir toplumdur.

    Bakanlar,Devlet Adamları ve Girişimçileri ile Rusya’da eşi benzeri görülmemiş bir örnek oluşturmaktadırlar…

    Kendi ülkelerinde ki iş fırsatlarını da genelde kendileri değerlendirmektedirler…

    Ben Kazan’ı çok sevdim fırsatım olsa bir tatar köyüne yerleşmek isterim. Tatarların ise en çok sevdiğim yanı şu oldu halka kendi aralarında Tatarça konuşuyorlar ve öyle ya da böyle anlaşabilmek ve anlayabilmek çok güzel…

    İnsanları ise gerçekten özel… Anadolu tadı yakalayabiliyorsunuz…

    Ekonomi ve iş fırsatları ilgili bir yazıda yazmak gerekecek sanırsam onu da bir başka zamana bırakalım…

    P.S. Kazan’a Yekaterinburg üzerinden geçtim Kazan’ın havalimanı Kazan’a yakışmıyordu…

  • Kazanskiy

    Kazanskiy,Petersburg

    Saint Petersburg,Leningrad,Sankt Petersburg ya da Petrograd

    Benim için İsveç kökenli gitar virtiözü Malmsteen’in Live in Leningrad konser videosuydu bir zamanlar… Hafızam beni yanıltmıyorsa 1989’da gerçekleşen o konser efsanedir hala…

    Rusya’da yüksek lisansa giriş sınavları için tarihe çalışırken Moskova Devlet Üniversitesi yayınları karışık gelince Akdes Nimet Kurat’ın TTK’dan çıkan Rusya Tarihi kitabında Petro’nun İsveç’ten savaşarak aldığı ve Çarlık Rusya’sının yeni başkenti ilan ettiği bir şehir olarak aklımın derinliklerinde yer etmişti. Petro’nun küçük yaşlardan itibaren Denizi olmayan ülkesine ve Moskova’da geçirdiği zamanlarda taktik ve teknik olarak hazırlanmasını oldukça güzel olarak anlatır o güzel kalın kitap…

    Sovyetlerin Leningradı Çarlık Rusya’sının Petrograd’ı ve şimdinin St Petersburg’u Rusya’nın makus talihini değiştirmesi Avrupaya açılan bir köprü olması açısından önemli 2.Dünya savaşında ise 1941 yılından itibaren 29 ay boyunca yaklaşık 2 buçuk yıl Nazi kuşatması altında kaldı açlık ve kıtlıktan kırıldı 1 milyondan fazla insan açlıktan ve yokluktan öldü…

    Sovyetler’de sovyet olmayan Rusya’da da Rus olmayan bu şehir Dünya bilinç altında Beyaz Geceler,  Dostoyevski Romanları ve Ermitaj müzesi ile yer alır.

    İstanbul ne kadar Türkiye ve Anadolu’dan farklı ise Petersburg’da Rusya’dan o kadar uzak bence…

    Hava koşulları bir problem olarak adlandırılıyor gerçekte yaşanacak bir şehir değilken Çar’ın büyük çabaları ve zorlamaları sonucu güzel bir şehir haline getirilmiş (en azından mimari açıdan)…

    Hava’nın soğuk olması sanılanın aksine Rusya’da büyük bir problem teşkil etmemektedir. Petersbug’un en büyük klima problemi bence Güneş’in olmaması saat 12:30-13:30 arası alacakaranlık şeklinde açıklayabileceğim Türkiye’de sabah Saat 06:30 gibi bir aydınlanma oluyor ve o kadar geriye kalan ise gece karanlığı işte size petersburg…

    İlk gün Sabah uyanınca sanırım yanlış kalktım dedim ancak pencereden bakıpda arabaların vızır vızır geçtiğini görünce kendime gelmem çok zor olmadı…

    Şehrin merkezi Nevskiy Prospekt ben metro ile gittim ve istasyondan çıkınca neye uğradığımı anlayamadım…

    Kafanızı nereye çevirirseniz orada farklı ve destansı güzellikte birşeyler görüyorsunuz (Rus kızları anlamında değil) Gastrabayter(Misafir çalışan- “Гастарбайтер”) yokluğu yani tacik,kırgız v.b. sovyetlerin geride bıraktığı orta asya kökenli ucuza iş gücü yok…

    İnsanlar daha sakin ve daha dost canlısı gibi belkide biraz sanatsal… Moskova’nın o yorucu ve insan dışı temposundan yoksun ama yaşamak için bence pek uygun bir şehir değil…

    Bu şehirden etkilenmemek pek elde değil… Her gittiğim şehirde Moskova’nın ne kadar çirkin bir şehir olduğunu bir kez daha anladım…

    İş için ise Finlandiya’nın ve Avrupa’nın egemenliğinde bir çok sektör… Rusya’nın Avrupalı kısmı…

    Unutmadan ben müze gezmeyi çok severim dünyada ve türkiye’de bir çok müzeyi gezerim derdim ama ben hiç müze gezmemişim dedim Ermitaj’ı gördükten sonra…  sanata doymak için birebir…

    Bu arada Bu yanda gördüğünüz ise Kazanskiy Katedrali Sovyetler döneminde Ateizm Müzesi olarak kullanılmış bence Petersburg’un en etkileyici eserlerinden birisi…

    Tags: , , , , , , ,

  • Bulgaristan

    Varna

    Bulgaristan’a İstanbul’dan karayolu ile geçtim. Tükiye sınırı bittikten sonra yollar çok değişiyor oldukça kötü…

    Burgaz,Varna,Stara Zagora, Targovişte(Fırat Çetin ve Veysel Barışsever’e selam ederim) ve daha  hatırlayamadığım birçok şehirini gezdim…(Sofya  hariç)

    Bulgarca   Rusça ile aynı dil ailesine mensup  Özbekçe ve Türkçe  arasında ne kadar bir benzerlik varsa Rusça ve Bulgarca o  kadar benzeşiyor diyebilirim.  Bulgarca çok fazla  türkçe kelime içeren bir dil.  Rusça  bilmiyorlar ancak bir kaç hafta geçince az çok dili çözüp günlük olarak anlaşabilmek mümkün yaşlılar Rusça biliyor  ama onlarında çok iyi bildiği söylenemez. Gençler  ise  İngilizceye  vakıf. Avrupa birliğine girmiş girmesine ama hala doğu bloku ve osmanlı izlerini görmek mümkün…

    Her lokantada kaşgaval ve  işkembe bulabiliyorsunuz. Çok ucuz bir ülke gelen faturaların ve fiyatların ucuzluğuna inanmakta biraz güçlük çektim. İş ve  imkanlar açısından malesef pek parlak değil. Avrupa Birliği ve Dünya Bankası fonları kısıtlamış çünkü hükümet paraları hiç etmiş, bu bağlamda bir girişimci ve ya  kapitalistler için şu anda  çok cazip gözükmemekte…

    Hükümet ve devlet  politikaları Türklere ve Türkiye’ye gereğinden fazla mesafeli ve hatta kapalı olduğunu belirtmek lazım. Halkın ise hiç  bir problemi yok… Bulgarlar hem konuşma hemde kültür olarak bence bizim trakya halkıyla aynı  kültür yapısına ve sıcaklığa sahip…

    Tarihi ve kültürel olarak  Türkiyeli  bir Türk’ü  oldukça etkileyecek bir memleket  hem türk köyleri hem de bulgar köylerini  de gezen biri olarak şunu söylemek istiyorum Bulgaristan’da Osmanlıdan  kalma bazı  camilerin tarihi 1410 gibi  tarihlere sahip yani İstanbul’dan çok önce feth edilmiş…

    Ticari anlamda ise bunu söylemek çok zor…

    Binalar  ve  mimari  SSCB’den biraz daha farklı ayrıca yüzeysel izlenimim Demir Perde ülkelerinin sosyalizmi Sovyetlerden daha farklı yorumladığı yönünde… Yeme içme ve eğlence kültürü Osmanlı Balkan coğrafyasında olduğu gibi aynı…

    Bu arada Türkiye’de iyi Rusça  bilenler eskiden beri Bulgaristan göçmenleridir, bunun sebebi Rusça ve   Bulgarca’nın benzerliklerine bağlardım ama şimdi haklarını veriyorum Rusça ile oldukça farklılıkları olan bu dili  bilmek Rusça’da  sanıldığı gibi çok büyük bir avantaj sağlamıyor oldukça çalışmak gerekiyor…

    Tags: , , ,

  • AYDIN SEZER

    AYDIN SEZER'İN MAVİ DÜŞÜ

    1997 – 2000 yılları arasında T.C. Moskova Büyükelçiliği Ticaret Müşaviriliği görevini yapan ‘Turktrade Dış Ticarette Durum’ ve Haber3.com isimli internet sitesinde düzenli  olarak yazıları çıkan, ”Referans’ gazetesinde 2 yıl köşe yazarlığı yapan ayrıca benim Türk Dış Ticaret Vakfı Dış Ticaret eğitimlerinde Hocam olan Rusya’ya gitmeden önce fikirlerimi açtığım beni yüreklendiren ve cesaretlendiren Aydın Sezer Hocamın Mavi Düş kitabı Doğan kitaptan sıcak sıcak çıktı ve  şimdiden başucu kitaplarım arasında yerini aldı.

    Temasını aslında en iyi Mehmet Ali Birand açıklamış ve şöyle demiş; ” “Mavi Düş” kitabı ile bize hem Mavi Akım’ı hem de Rus-Türk ilişkilerini anlatıyor. Mavi Akım, çok önemli bir proje. İlk dillendirildiği tarihlerde “Mavi Düş” demişlerdi imkansızlığına vurgu yapmak için. Ancak 1997’de başlayan çalışmalar 2005’te bitti. Hem bu süreci hem de Rus-Türk ilişkilerini anlamak için güzel bir çalışma olmuş.”

    Kitaptan bir kaç heyecan verici başlık ise şöyle ;

    Kurtuluş savaşımıza  katılan  Bolşevikler.

    Kızıl Ordu’nun kurucusu Frunze Taksim’e nasıl geldi?

    Türk tekstilinin temelini kimler attı?

    Troçki  Türk vatandaşı mıydı?

    Menderes niçin Moskova’ya gidecekti ? Menderes’in Moskova’yı ziyaret planından hangi ülke rahatsız olmuştu?

    Demirel  ve Sovyet kalkınma modeli..

    Laleli’de Nataşalar!

    Moskova’da Türklerin altın yılları ; 90’lar…

    Mavi Akım projesi nedeniyle tehdit edilen Başbakan ve Bakanlarımız…

    İzmir’deki  ‘Kültürpark’ın  adı nereden geliyor?

    Mesut Yılmaz  şimdi Mavi Akım projesiyle ilgili neler düşünüyor?

    Bakü’den döner dönmez ilk iş olarak büyük bir hevesle aldığım Mavi Düş’te kişisel olarak şunları buldum; Rusya’nın 1917 devriminden sonra Genç Türkiye Cumhuriyeti ile soğuk savaşın etkisinden dolayı gizlenen sıcak ve samimi ilişkilerini devrim yıkıldıktan sonra ki politik ve ticari ilişkilerine enerji gibi stratejik ve daima dezenfarmasyonla buğulandırılan konulara açıklık ve netlik kazandırıyor bunuda yaparken akıcı bir dil kullanıyor.

    Kalemine sağlık Aydın Hocam !

    MAVİ DÜŞ

    YAZAR : AYDIN SEZER

    ISBN: 978-605-111-994-6
    Sayfa Sayısı: 422
    Ebat: 14×23 cm
    Yayın Tarihi: Şubat 2011

    daha fazla bilgi için bkz:( http://aydinsezer.com )

    Tags: , , , , , , , ,

  • Rusya’yı sevdim, O’ndan nefret ettim, O’na inandım, O‘ndan umudumu kestim, O’na hayran oldum, O’ndan korktum, ama her zaman O’nun bir parçası oldum.

    Bu sözler gazeteci Hakan Aksay’a ait. Hakan Aksay Kimdir ? Sorusuna detaylı bir cevap ise BURADA kendi kaleminden  bulunabilir.

    Hakan Aksay ile ilgili bir kaç önemli başlık…

    • RUTAM (Rus-Türk Araştırmaları Merkezi) başkanı olması…
    • Puşkin Ödülüne Sahip olması : Bugüne dek sadece 11 kişiye verilen Puşkin Ödülü Rusya Federasyonu tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yakınlaşmasını sağlayan kişilere veriliyor. Türkiye’de bu ödüle layık görülen diğer iki isim ise  edebiyatçı-yazar Doç. Dr. Ataol BEHRAMOĞLU ve Topkapı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber ORTAYLI.
    • Yıllarca Cumhuriyet Gazetesinde yazması ve şimdi Taraf Gazetesinde Hariçten adlı bir köşesinin olması.
    • http://www.rusya.ru sitesinin Yayın Yönetmeni olması…

    Tüm bunların ötesinde benim dikkatimi çeken önemli bir konu ise kendisinin Rusya’ya öğrenci olarak geldiği 1980’li yılların başları; bu yıllar benim doğum tarihime denk gelen yıllar bu yıllar Türkiye’nin Darbe yönetiminde olduğu yıllar ve bu yıllar soğuk savaşın ateşli bir şekilde devam ettiği, herkesin malumu olan Sovyetlerin ve doğu blokunun son yılları… ayrıca bu yıllar Nato’nun denetiminde Türkiye’nin Sovyetler tarafından işgal edileceği düşüncesiyle planların hazırlandığı, okullarda Rusların sıcak denizlere inme politikasının ezberletildiği, rus salatasına amerikan salatası dendiği, çocukların ilkokul sıralarında “Bir, iki, üçler, yaşasın Türkler / dört, beş, altı, Polonya battı / yedi, sekiz, dokuz, Almanya domuz / on, on bir, on iki, İtalya tilki / on üç, on dört, on beş, Ruslar kalleş, Amerika bize kardeş” diyerek tekerlemeler söylediği Rusça öğrenenlerin ve ya dil tarih fakültesinde Rus dili ve edebiyatı okuyanların İstihbarat teşkilatları tarafından takibe alındığı ve gerektiğinde Neden Rusça öğrendiği sorgulandığı yıllardı.

    Hakan Aksay, Türkiye’nin biz 80 kuşağına unutturulan 70’li yıllarını yaşadı. Darbe sonrası Türkiye’yi yaşadı.  Sovyet Rusya’sını yaşadı. Sovyetlerin yıkılışını yaşadı. Rusya Federasyonu’nun kuruluşunu gördü. Sermaye’nin etkisine tanık oldu, ve Serbest piyasa ekonomisine sahip olan Rusya’nın krizlerinide yaşadı.

    Bence bizler çok şanslıyız çünkü Hakan Aksay bir gazeteci ve yazılar yazıyor, düşüncelerini paylaşıyor çok iyi okunması ve analiz edilmesi takip edilmesi gerekli bir yazar.  Gerçek anlamda Rusya’da yaşamış olan ve halen hayatta olan tek Türk.

    *Rusya’da yaşadığını sanan ya da Rusya Uzmanı olduğunu düşünen bir çok insan (bunlar akademisyen,yazar,öğrenci, işadamı vb. olabilirler ayrıca başka milletlerden de olabilirler) bana hep sığ ve yüzeysel gelmiştir. Hiç biri yaşadığım duyguları Hakan Aksay gibi anlatamamıştır.

    *Kuşkusuz Nazım Hikmet de gerçek anlamda Sovyetler’de yaşadı ve öldü.

    Tags: , , , , , , ,

  • Uzun süredir işlerimin yoğunluğundan dolayı yazamıyorum, ancak çok yakında sitede bazı devrimsel değişimler ve bununla birlikte büyük gelişmeler olacak bir çok yazacak konu ve paylaşacak düşünceler birikti…

    Hemen yumuşak bir geçiş yapalım ve dünya’nın en ilginç ve sadece sovyetlere has terk edilmiş yerlere bir göz atalım…

    Sovyet mirası…

    Terk edilmiş şehir: Promyshlennyi

    Sovyetler dağıldıktan sonra devletin ayıracak bütçesi olamdığı için bazı şehirlere su,elektrik vb gibi hizmetleri sağlayamadı. Bu durumda insanlar bu tip bölgeleri kendi imkanlarıyla terk ettiler. Geriye ise terk edilmiş binalar kaldı.

    Bu ve benzeri bir çok şehir sovyetlerin hüküm sürdüğü topraklarda bir açıkhava müzesi gibi hüzünlü bir şekilde bekliyor.

    Ayrıca ilginç bir dip not : 1990 yılında KGB’den emekliliğe ayrılan Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin o yıllarda geçimini sağlayabilmek için taksicilik yapmaktaydı. (*)

    (*) http://englishrussia.com

    Top Secret Denizaltı üssü : Balaklava,Karadeniz

    Balaklava’da bulunan sovyetlerin gizli Nükleer denizaltı üssü’de terk edilmiş durumda keşfedilmeyi bekliyor. Günümüzde bu denizaltı üssünde bulunan bütün nükleer denizaltları gitmiş ancak fasilite yerli yerinde duruyor.

    Soğuk Savaş eğer sıcak savaşa dönüşseydi hiç kuşkusuz Türkiye’nin karadeniz kıyılarının canını yakabilirdi.

    Baklaklava’da yaşayanların hemen hepsi bu gizli üssün gizli çalışanlarıydı. Öyle ki a şehirde yaşayanların akrabaları onları ziyaret edemezdi. Balaklava sovyetler döneminin en gizli ve izole edilmiş yerlerinden biriydi.

    1996 yılında son denizaltıda üssü terk etti ve ufak bir müze ile rehber eşliğinde gezilebilecek hale geldi.

    1970’li yılların James Bond filmlerini sevenlerin görmesi gerekir.

    Terk edilmiş bir işçi Kasabası :Pyramiden, Norveç


    Arktik bölgesinde bulunan kömür madeni işçilerinin ve ailelerinin yaşadığı bu terk edilmiş sovyet kasabası ilginçtir ki 1927 yılında sovyetlere satılmıştır. 1998 yılında hızlı ve acılı bir şekilde bir kaç saat içerisinde boşaltılmıştır. Bundan dolayıdır ki evlerin kütüphanelerinde kitaplar halen raflarda kalmış pencerelerde solmuş çiçekler ve yitip giden bir yaşamın izleri canlı olarak görülebilir. Ayrıca kasaba Sovyet ütopyasına en çok yaklaşmış yerleşim birimiydi. Kendi kendine yeten,para sistemi olmayan bir ekonomi,ücretsiz gıda, yüzme havuzları,spor merkezleri,Sinema(her gece film gösterimleri) 50.000 kitaplık bir kütüphane vb… (**)

    (**)http://en.wikipedia.org/wiki/Pyramiden

    Tags: , , , , , , ,

  • Çift Başlı Kartal İstanbul'dan Moskova'ya getirildi.Rusya’yı anlamak iki temel noktadan oluşur. Rusçayı anlamak ve Rus tarihini anlamak.

    Tarihi bilmek, bugünü anlamamıza ve bugünü anlamak ise geleceği tahmin ve analiz etmemize yardımcı olur.

    Rus Tarihini ise Çarlık,Sovyetler ve Rusya Fedarasyonu olarak üç temel başlık olarak ayırabiliriz.

    Burada bütün Rus tarihini anlatacak değilim ancak Hem Türkçe kaynaklar hem İngilizce kaynaklar hemde rus kaynaklarda okuduğum ilginç tarihsel gerçekleri sizlerle paylaşmak niyetindeyim. Tarih kitaplarında çokda rastlayamayacağınız ve bize okulda pek de öğretilmeyen ve ya öğretilmek istenmeyen konuları ara ara burda yazmak istiyorum. Ayrıca rus arkadaşlarımla konuştuğum ve onların bakış açılarınıda yazmaya çalışağım.

    Türk-Tatar Kökenli ilk Rus Çarı : Boris Godunov (Бори́с Фёдорович Годуно́в)

    İlk Tatar Kökenli Çar

    Boris Godunov

    Şaşırtıcı bir gerçek Altınorda devletinden Moskova’ya göçen bir ailenin çocuğu Boris Godunov devşirilerek Korkunç İvan zamanında Saraya girdi. İvan’ın ölümünden sonra oğlu Fyodor çarlık yapıyor gibi gözüksede etkin değildi ve ölümünden sonra Boris Godunov oy birliği ile tahta geçti. Böylelikle Rus Çarlık makamına devşirme bir tatar geçmiş bulundu.  Zamanında Ülkede kıtlık vardı. Büyük Kıtlık (1601-1603) insanlar sokaklarda açlıktan ölmekte idi. Moskova’da Anneler çocuklarını yiyordu.(*) Devlet ise stok yaparak bunları halka dağıtıyordu ancak devlet memurlarının bu dağıtımlarda suistimal yaptıkları meydana çıktı. Bazı çiftlik sahipleri ise gizlice stok yaparak fiyatları yükselmesini bekliyorlardı. Devlet kota ve tarife koymaya çalışsada çok başarılı olamıyordu. Bu arada ilginç bir ekonomik politika devreye sokuldu. Açlık çeken halka iş verilmesi adına ve ekonomiye canlılık kazandırılması için devlet büyük inşaatlar yaptırmaya başladı. Herkes Moskova’ya göçe başladı. Çeteler oluştu ve Moskova’yı tehdit etmeye başladı. Sahte veliahtlar peydah oldu. Godunov öldükten sonra Rusya’da karışıklıklar devri başladı.

    Günümüz ile ilgili ilginç bir kaç saptama ise Rus tarihinde Kiyef Ruslarından başlamak üzere kıtlık ve fakirlik sovyetlerde buna dahil hep tarihsel bir gerçekti bugüne yansıması ise Rus Mutfak kültürünün zayıflığına basitliğine ve hatta olmayışına bağlamak mümkün. Bir kaç küçük örnek salata ve borşç çorbası dışında ki yemekler Rusya’ya diğer kültürlerin armağanıdır. Salata derken bizde rus salatası tek çeşit biliriz ancak ruslarda o kadar çok salata çeşiti var ki… Ayrıca Rusya’da yemek kültürünün olmayışı yemeklerin lezzetinide önemsiz kılmış sadece karnınızı şişirmeye yönelik belli bir zaman sonra tad alma duyunuz tamamen köreliyor.ve Rus turistlerin neden otel yemeklerinin fotoğrafını çektiklerini anlamak çokda zor olmuyor. Ancak içki içme kültürü ve içkilerin lezzetleri ise muazzam gelişmiş bizde sadece Rakı içme kültüründen söz edebiliriz belki ancak Ruslarda içki içmek büyük bir seremoni ve bir çok kural ve kaideye bağlı.

    Rus ve Osmanlı ilişkilerinde Azerbaycan

    Sovyet Azerbaycan Arması

    Tarih’te tam bilinmeyen bir başka gerçek ise Azerbaycan’ın Rus toprağı haline nasıl geldiği gerçeğidir.

    Azerbaycan dost ve kardeş ülke iki ayrı devlet bir millet söylemleri ile günümüz Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri özetlenebilir. Ancak tarihin derinliklerinde şu şaşırtıcı gerçekle karşılaşmak olası !

    Rusya ile Türkiye İstanbul’da 1721 yılında İran’a sefer yapmak konusunda anlaştılar. Rus ve Türk kuvvetleri İran’a hücüm ettiler. Savaş sonunda Rusya ile İran arasında Petersburg’da yapılan anlaşma ile Bakü başta olmak üzere birçok Azerbaycan şehri Rusya’nın eline geçti. Rusların Bakü’de ki kontrolü resmi olarak sovyetlerin dağılmasına kadar sürdü. (**)

    Azerbaycan’ın dil ve gönül bağı bugün Türkiye’ye ne kadar yakınsa politik anlamda ki farklılıklarını anlamak açısından yararlı bir bilgi olması muhtemel bir tarihi gerçek.

    Benzer bir durumu Bugün olmayan Özbekistan ve Türkiye ilişkileri ve Ankara Savaşında görmekde mümkün.

    (*)  Rusya Tarihi: Türk Tarih Kurumu- Akdes Nimet Kural – sf 181

    (**) Rusya Tarihi: Petro’nun Şark Politikası – sf 262

    Tags: , , , , , , , ,

« Previous Entries   

Recent Comments

  • Dediğin doğru Türkiye ve Rusya bunu bir şekilde atlatır...
  • Güzel olmuş eline sağlık. Uranyum olayını da ekle.
  • Koltuklar bürosit gibi sanki!...
  • çok çok teşekkürler,çok yararlı kaynak,sözlük gerçe...
  • Merhaba Ruscaya yeni başladım ve sitenizde çok yararlı b...