• 18Jan
    Kazanskiy

    Kazanskiy,Petersburg

    Saint Petersburg,Leningrad,Sankt Petersburg ya da Petrograd

    Benim için İsveç kökenli gitar virtiözü Malmsteen’in Live in Leningrad konser videosuydu bir zamanlar… Hafızam beni yanıltmıyorsa 1989′da gerçekleşen o konser efsanedir hala…

    Rusya’da yüksek lisansa giriş sınavları için tarihe çalışırken Moskova Devlet Üniversitesi yayınları karışık gelince Akdes Nimet Kurat’ın TTK’dan çıkan Rusya Tarihi kitabında Petro’nun İsveç’ten savaşarak aldığı ve Çarlık Rusya’sının yeni başkenti ilan ettiği bir şehir olarak aklımın derinliklerinde yer etmişti. Petro’nun küçük yaşlardan itibaren Denizi olmayan ülkesine ve Moskova’da geçirdiği zamanlarda taktik ve teknik olarak hazırlanmasını oldukça güzel olarak anlatır o güzel kalın kitap…

    Sovyetlerin Leningradı Çarlık Rusya’sının Petrograd’ı ve şimdinin St Petersburg’u Rusya’nın makus talihini değiştirmesi Avrupaya açılan bir köprü olması açısından önemli 2.Dünya savaşında ise 1941 yılından itibaren 29 ay boyunca yaklaşık 2 buçuk yıl Nazi kuşatması altında kaldı açlık ve kıtlıktan kırıldı 1 milyondan fazla insan açlıktan ve yokluktan öldü…

    Sovyetler’de sovyet olmayan Rusya’da da Rus olmayan bu şehir Dünya bilinç altında Beyaz Geceler,  Dostoyevski Romanları ve Ermitaj müzesi ile yer alır.

    İstanbul ne kadar Türkiye ve Anadolu’dan farklı ise Petersburg’da Rusya’dan o kadar uzak bence…

    Hava koşulları bir problem olarak adlandırılıyor gerçekte yaşanacak bir şehir değilken Çar’ın büyük çabaları ve zorlamaları sonucu güzel bir şehir haline getirilmiş (en azından mimari açıdan)…

    Hava’nın soğuk olması sanılanın aksine Rusya’da büyük bir problem teşkil etmemektedir. Petersbug’un en büyük klima problemi bence Güneş’in olmaması saat 12:30-13:30 arası alacakaranlık şeklinde açıklayabileceğim Türkiye’de sabah Saat 06:30 gibi bir aydınlanma oluyor ve o kadar geriye kalan ise gece karanlığı işte size petersburg…

    İlk gün Sabah uyanınca sanırım yanlış kalktım dedim ancak pencereden bakıpda arabaların vızır vızır geçtiğini görünce kendime gelmem çok zor olmadı…

    Şehrin merkezi Nevskiy Prospekt ben metro ile gittim ve istasyondan çıkınca neye uğradığımı anlayamadım…

    Kafanızı nereye çevirirseniz orada farklı ve destansı güzellikte birşeyler görüyorsunuz (Rus kızları anlamında değil) Gastrabayter(Misafir çalışan- “Гастарбайтер”) yokluğu yani tacik,kırgız v.b. sovyetlerin geride bıraktığı orta asya kökenli ucuza iş gücü yok…

    İnsanlar daha sakin ve daha dost canlısı gibi belkide biraz sanatsal… Moskova’nın o yorucu ve insan dışı temposundan yoksun ama yaşamak için bence pek uygun bir şehir değil…

    Bu şehirden etkilenmemek pek elde değil… Her gittiğim şehirde Moskova’nın ne kadar çirkin bir şehir olduğunu bir kez daha anladım…

    İş için ise Finlandiya’nın ve Avrupa’nın egemenliğinde bir çok sektör… Rusya’nın Avrupalı kısmı…

    Unutmadan ben müze gezmeyi çok severim dünyada ve türkiye’de bir çok müzeyi gezerim derdim ama ben hiç müze gezmemişim dedim Ermitaj’ı gördükten sonra…  sanata doymak için birebir…

    Bu arada Bu yanda gördüğünüz ise Kazanskiy Katedrali Sovyetler döneminde Ateizm Müzesi olarak kullanılmış bence Petersburg’un en etkileyici eserlerinden birisi…

    Tags: , , , , , , ,

  • 06Mar

    AYDIN SEZER

    AYDIN SEZER'İN MAVİ DÜŞÜ

    1997 – 2000 yılları arasında T.C. Moskova Büyükelçiliği Ticaret Müşaviriliği görevini yapan ‘Turktrade Dış Ticarette Durum’ ve Haber3.com isimli internet sitesinde düzenli  olarak yazıları çıkan, ”Referans’ gazetesinde 2 yıl köşe yazarlığı yapan ayrıca benim Türk Dış Ticaret Vakfı Dış Ticaret eğitimlerinde Hocam olan Rusya’ya gitmeden önce fikirlerimi açtığım beni yüreklendiren ve cesaretlendiren Aydın Sezer Hocamın Mavi Düş kitabı Doğan kitaptan sıcak sıcak çıktı ve  şimdiden başucu kitaplarım arasında yerini aldı.

    Temasını aslında en iyi Mehmet Ali Birand açıklamış ve şöyle demiş; “ “Mavi Düş” kitabı ile bize hem Mavi Akım’ı hem de Rus-Türk ilişkilerini anlatıyor. Mavi Akım, çok önemli bir proje. İlk dillendirildiği tarihlerde “Mavi Düş” demişlerdi imkansızlığına vurgu yapmak için. Ancak 1997’de başlayan çalışmalar 2005’te bitti. Hem bu süreci hem de Rus-Türk ilişkilerini anlamak için güzel bir çalışma olmuş.”

    Kitaptan bir kaç heyecan verici başlık ise şöyle ;

    Kurtuluş savaşımıza  katılan  Bolşevikler.

    Kızıl Ordu’nun kurucusu Frunze Taksim’e nasıl geldi?

    Türk tekstilinin temelini kimler attı?

    Troçki  Türk vatandaşı mıydı?

    Menderes niçin Moskova’ya gidecekti ? Menderes’in Moskova’yı ziyaret planından hangi ülke rahatsız olmuştu?

    Demirel  ve Sovyet kalkınma modeli..

    Laleli’de Nataşalar!

    Moskova’da Türklerin altın yılları ; 90’lar…

    Mavi Akım projesi nedeniyle tehdit edilen Başbakan ve Bakanlarımız…

    İzmir’deki  ‘Kültürpark’ın  adı nereden geliyor?

    Mesut Yılmaz  şimdi Mavi Akım projesiyle ilgili neler düşünüyor?

    Bakü’den döner dönmez ilk iş olarak büyük bir hevesle aldığım Mavi Düş’te kişisel olarak şunları buldum; Rusya’nın 1917 devriminden sonra Genç Türkiye Cumhuriyeti ile soğuk savaşın etkisinden dolayı gizlenen sıcak ve samimi ilişkilerini devrim yıkıldıktan sonra ki politik ve ticari ilişkilerine enerji gibi stratejik ve daima dezenfarmasyonla buğulandırılan konulara açıklık ve netlik kazandırıyor bunuda yaparken akıcı bir dil kullanıyor.

    Kalemine sağlık Aydın Hocam !

    MAVİ DÜŞ

    YAZAR : AYDIN SEZER

    ISBN: 978-605-111-994-6
    Sayfa Sayısı: 422
    Ebat: 14×23 cm
    Yayın Tarihi: Şubat 2011

    daha fazla bilgi için bkz:( http://aydinsezer.com )

    Tags: , , , , , , , ,

  • 25Jan

    Domedodovo Uluslararası Havalimanında gerçekleşen saldırı hiç kuşkusuz başta Moskova’da yaşayan herkesi tekrar germiş eski günlere götürmüştür… Moskova ve Rusya ile iş yapan insanları sürekli seyahat edenleri Rusya’da ve Moskova’da yakınları bulunan herkeside etkilemiş bulunmaktadır. Domedodovo havalimanının söyle bir özelliği var charter tarzı uçuşlar sık ve ucuz uçuşların gerçekleştiği alternatif bir havalimanıdır. Ankara – Moskova direk uçuşlarıda bu hava limanına yapılmaktadır. Benim için ise söyle bir anısı vardır Moskova’da iken ziyaret için yanıma gelen babamı karşıladığım havalimanıydı. İşte terörün etkisi burda başlıyor aklınıza gelmeyecek şeylerin başınıza gelme olasılığından korkmak !
    Ayrıca son günlerde sadece Moskova değil karışık olan Kuzey Afrika’da da Cezayir, Tunus’da hareketlilikler var diğer ülkeleride saracak mı merakını herkes paylaşıyor.

    Terör eylemlerinin nedenini araştırdığınız zaman genelde siyaseti bulursunuz siyasetin derinine inerseniz ticareti bulursunuz.

    Tags: , , , ,

  • 25Sep

    Merhaba Aradan uzun bir zaman geçti gene fazla yazamadım. Moskova’da 2 yıl kadar çalışıp master yaptıktan sonra bir karar vermem gerekiyordu.

    Ya Moskova’da kalacak ya da Türkiye’ye geri dönecektim. Ama bu kesin dönüş nasıl olacaktı ? ya da Nasıl olmalıydı ?

    Cevap :

    Türkiye’de ikamet edip Rusya ile bağlantılı bir iş yaparak.
    Peki böyle birşey olabilir miydi ?

    Evet… 5 Ağustos’ta Türkiye’ye kesin dönüş yaptım.İstanbul ve Ankara’da büyük, kurumsal firmalarla görüştükten sonra kararımı Ankara’dan yana kullandım.

    Moskova’da işimden 1 Ağustos tarihi itibari ile ayrıldığım zaman Türkiye’de bu kadar çabuk iş bulacağımı tahmin etmiyordum… çok kısa bir zaman zarfında Türkiye’de işe girdim 1 Eylül itibari ile çok profesyonel bir kadro ile Rusya ve Orta Asya odaklı olarak Dış Ticaret ve Satış üzerine çalışmaya başladım…
    Burada sanırım bir kişinin herkesten çok benim üzerimde etkisi ve hakkı vardır; bu kişi İş görüşmelerinde insanların şaşkın bakışlarına sebebiyet veren Japonca,Rusça ve İngilizce bilmemde bana genetik olarak yeteneğini aktaran ve ayrıca hiç kimsede olmayan bir vizyona sahip olan Almanca Öğretmeni  Annem Gülsen GERÇEK’tir.

    Aynı anda Japonca ve Rusça öğrendiğim üniversite yıllarımda beni herkesten çok daha iyi tanıyarak desteklemiştir. Rusya’da master yapmam için beni yüreklendirmiş ve hep yanımda bulunmuştur. Bir çok insanın hayal dahi edemeyeceği aklının alamayacağı kararlarımda  en mantıklı şekilde yönlendirmiştir.

    Ayrıca Eğitimci olmasınında etkisiyle bende ki potansiyeli çok doğru bir biçimde kullanmamı sağlamıştır.

    Ben çok şanslıydım eğitimli,dil bilen ve dünya vizyonu sahibi bir Annenin çocuğuyum. Kendime olan yüksek güvenimin en büyük sebeplerinden biridir Annem… Keşke ülkemde ki diğer Anneler de onun kadar vizyon sahibi olabilseydi de Benim gibi insalara daha az iş düşseydi.

    Teşekkürler Anneciğim…

    Tags: , , , ,

  • 13Jul

    Merhaba Kanal B’de çıktığım Genç Bakış Programını izleyemeyenler için…

    Tags: , , , , , , , ,

  • 17Jun

    Uzun zamandır pek birşey yazamamamın nedeni hem master hem de işlerin yoğunluğunu büyük bir sebep olarak gösterebilirim.

    Yazmadığım süre boyunca çok şey yaşandı bunlardan en güzeli babamın Moskova’ya beni ziyarete gelişiydi. Burada çok güzel vakit geçirdik kendisiyle genelde birçok kişiden farklı olarak bizim ilişkimiz babamla arkadaş ve dost seviyesindedir. Sanırım çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki babam en iyi dostlarım arasındadır.

    Ama ben babama herzaman kendimi borçlu hissetmişimdir, bunun en büyük sebeplerinden biri babamın beni sanırım 26 yaşıma kadar çok sağlam bir şekilde finanse etmesidir.

    Artık çalıştığımdan dolayı finansmanı kendim sağlamaktayım bu tabi çok büyük bir özgüven ve huzur vermektedir, babam aslında Türkiye’de birçok kişinin yaşadığı hayat sıkıntılarını çok küçük yaşlardan beri sırtlanmış bir insandır. Kariyerine 9 yaşında simit,su  ve ayakkabı boyacılığı ile başlamış daha sonra İnşaat Mühendisi olmuş devlette, özel sektörde iyi pozisyonlara geldikten sonra kendi işini kurmuş ve şu an 60 yaşında olup hala canla başla calışan bir insandır.

    Çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki kahramanlarımdan birisidir de…

    Moskova’da onu ağırlamak beni çok mutlu etti. Unutulmayacak güzel anılarla Türkiye’ye döndü…

    Bu sağlam motivasyon ile üniversite’de mastera başlama zamanı geldi, sınavda benden başka yabancı öğrenci yoktu mastera ilk 20 kişiyi alacaklardı ve sınava başvuran  çok fazla aday vardı. Ben hariç herkesin anadili Rusça idi, sınav konusu ise management idi, ben istatistik lisansı yaptığım için konu bana oldukça uzaktı üstelik sınavda rusçaydı zorlu bir sınavdan sonra birçok rusu geride bırakarak ilk 20 arasına girmeyi başardım,ancak herşey yeni başlıyordu farkında değildim dersler başlayınca bazı şeylerin farkına vardım iş saatlerinden sonra başlayan dersler çok ağırdı rusça çok ağırdı derslerin yarısını anlıyor diğer yarısını ise hiç anlamıyordum rus sistemi genelde dikteye dayalı hoca bir cümleye başlıyor ben daha başını yazarken hoca cümlesini  bitiriyordu tüm sınıf arkadaşlarım ise yaşını başını almış sağlam kariyer sahibi insanlardı moral ve motivasyonumu sağlam bir şekilde tutmak çok zordu.

    Ayrıca işte ise özellikle Rus gümrüklerinden ve sağlam bir planlama yapamamızdan dolayı çok büyük lojistik sıkıntıları çekiyorduk.

    Gerçi geçmiş zaman kullanıyorum ama hepsi devam ediyor :)

    Bu zor ve sıkıntılı zamanlarda motivasyonumuzu nasıl koruyabiliriz ?

    İşte çözülmesi gereken sorun buydu…

    Cevap ise basit sevgili yoldaşlar daha fazla çalışarak…

    Sizlere akıl veriyor gibiyim ama birçok kişiden gelen mailler ve sorular sürekli çok şanslı olduğumuzdan yana büyük bir gıpta ve ilgiyle alakalı Türkiye’de birçok arkadaşım ve ailem doğru yaptığımı düşünmekte…

    Ancak hayat dünya’nın hiç bir yerinde kolay değil…

    İşin ilginç yanı ise yurtdışında olmanın belki bir avantajıdır  Türkiye gündemine çok farklı bir açıdan bakmak Türkiye en büyük sorunu olan ekonomiyi ağzına almıyor dünya’nın en büyük genç nüfüs yüzdesine sahip olan Türkiye işsizliği konuşmuyor Nasıl para kazanacağı hakkında kafa yormuyor ve ya yordurulmuyor…

    Birçok arkadaşıma bakıyorum kimisi evleniyor kimisi çalışıyor ama büyük bir çoğunluğun aile kuracak (evlenenler dahil) çocuk bakacak sağlam işlere sahip olmaması ya da çok düşük maaşlar alması ve çalışmalarına rağmen hala ailelerinden yardım alması…

    Asıl konuşulması tartışılması gereken en önemli konu bu iken gündem çok farklı…

    Biz burada her geçen gün kendi ülkemize ve gündemimize yabancılaşıyoruz anlam veremez bir hale geliyoruz ancak Türkiye’nin birçok değerine de Türkiye’de yaşayanlardan daha çok özlem duyuyoruz…

    Türkiye’de yaşayan birçok genç arkadaş belki Rusya’ya ABD’ye ve Avrupa’da çalışmaya,yaşamaya ve okumaya özlem duyuyor tıpkı bizim zamanında özlem duyduğumuz gibi…

    Ancak özlem bitmiyor…

    Yurtdışında yaşayan bizler günün birinde vatana dönsek belki buralara özlem duyacağız…

    Kısaca söylemek gerekirse sevgili yoldaşlar özlem ne burda ne orda hiç bitmiyor…

    Ve sevdiklerimiz,arkadaşlarımız ailemiz bize yabancılaşıyor yokluğumuza alışıyor yaşlanıyor büyüyor serpiliyor …

    Bizde alışıyoruz onların yokluğuna kötü yemeklere güzel rus kızları artık o kadar da güzel gelmemeye başlıyor yemekler artık o kadarda lezzetsiz ve tatsız gelmemeye başlıyor haziranda bile havanın Ankara’nın sonbaharına benzemesine yavaş çalışan Ruslara ve rus burokrasisine bizde alışıyoruz.

    Ve artık birçok şey o kadarda dramatik gelmemeye başlıyor ve rutine biniyor…

    Kapitalist iş adamları imam hatipli devlet büyükleri Nazım’ı anıyor, Rus gençleri Lenin’in kim olduğunu bilmiyor Rusya’da alışıyor kapitalizme, sokakta yaşayan evsizlere ve eroinmanlara, hızlı tüketmeye…

    ve zaman geçip gidiyor…

  • 02Apr

    İşlerim nedeniyle Moskova Devlet Üniversitesin’de  Cumartesi günü olan  bölüm toplantısını kaçırmıştım. Tek seçenek  29 Mayıs 2010 Pazartesi günü sabahtan Üniversiteye gitmem gerekiyordu.

    Cumartesi işten çıktıktan sonra üniversitenin yanında evi olan ayrıca aynı üniversitede okuyan yakın bir arkadaşımda arkadaşımda kalmak üzere herzaman kullandığım metrogüzargahını kullandım. Neydi bu hat Aviamotornaya ve Universitet hattı nerden geçiyordumPark Kulturi herzaman ki gibi 10dk tutmuştu Universitet ile arası.

    Pazar günüde çalışacaktık ancak ben şans eseri aslında almamam gereken bir kararı aldım.Ama planımıda daha önceden yapmıştım Pazar işe giderim Pazartesi sabahı üniversiteye sonra Pazar günü işe gitmeyim  kararı almıştım. Zaten arkadaşlar işleri iyi birşekilde idare ediyordu gözüm arkada değildi. Pazar da  Arbat’ta arkadaşlar buluştuk Bosfor’da Galatasaray – Fenerbahçe maçını izledik. Eğlendik, güldük,takıldık daha sonra ordan kim tekrar eve gidecekti ki? Pazartesi de zaten üniversiteye gidecektim gene Metro universite’e hep beraber gittik ben erken yattım çünkü sabah erkenden kalkıp üniversitede ki işlerimi haledecektim.

    Sabah telefonum çalarak uyanmıştım ses Türkiye’de bulunan yöneticimin sesiydi. Galip herkes iyi mi diyordu endişeli bir şekilde uyku sersemi tam nedediğimi hatırlamıyorum Ne oldu dedim Patlamalar olmuş metroda dedi.

    Kalkıp televizyona baktım, bir kaç Rus haber sitesine baktımsonra telefonlar çalmaya başladı.

    Evet tam o bombaların patladığı saate ben aslında Park Kulturi Metro istasyonunda olacaktım hep bindiğim voganda patlama olmuştu.

    Şans dedim. Ama tam idrak edemedim. Aklıma geçen düşündüklerim gelmişti. Ne mi düşünmüştüm ? Avtozovodskaya metro istasyonunda geçmiş yıllarda geçen bombalama eyleminde ölenlerin anısına anıta bakarken vay be demiştim Rusya Terörü nasıl bitirdi. Hiç bir yerde güvenlik de yok helal olsun demiştim.

    Yanılmışım ! Sonra okula gittim hocalar yoktu işe geri dönmem gerekiyordu Metro bütün kırmızı hat kapanmıştı.Taksiler ise ücretlerini 10 kat kadar artırmıştı. Taksici Ermeniydi biraz sohbet ettik bugün yaşanan olaylardan politikadan sovyetlerde yaşamın daha iyi olduğundan felan bahsetti kardeşi Türkiye’ye bavul ticaretine geliyormuş bizlerin dost olduğunu felan söyledi politika’dan nefret ettiğinden bahsetti. Ben de Kars’ta askerlik yaptığımdan bahsettim. Ani’den bahsettim,oldukça pahalıya işe gelmiştim. Metro ile o günden sonra pek seyahat etmedim ama edenler Metroların ilk zamanlar çok boş olduğunu söylediler. Kafkas kökenli olanların hiç metroda olmadıklarını  bahsettiler, ve heryerde polisler vardı.

    Bu saldırı ilk değildi sonda olmayacak. Dünya’nın her yerinde olduğu gibi. Tabii grupların isimleri ideolojileri değişsede planlayıcıları değişmiyor. Filler tepişiyor çimenler eziliyor.

    Üniversite’de
  • 15Feb

    Ağustos 2009 tarihinde Efes Moskova’da staj yapma imkanı buldum. Genel anlamda orada tanıştığım insanlardan çok şeyler öğrendim. Daha sonra Moskova’da çalışma ve master yapma fikri bana sıcak geldi. Elbette Türkiye’de bazı iş imkanları ve görüşmelerde bulundum. Değerlendirmelerim sonucu bazı kararlar aldım ve şans benden yanaydı. Hiç kimseye nasip olmayacak ve benim yıllar öncesinden planladığım bir durum ve posizyon benim bile beklemediğim kadar erken başıma geldi. Çok genç ve kariyer açısından 5-10 yılları deviren bir deneyimim olmamasına rağmen radikal düşünen bir yönetim kurulu beni Moskova’da ki şirketleri için İş Geliştirme Müdürü olarak istihdam ettiler. Çok hızlı büyüyen ve ekonomik krizin olumlu olarak işlerini etkilediği global çaplı ve piyasada monopol olan eşi benzeri olmayan spesifik işler yapan bir firmada 30 kişilik bir kadroyu yönetmeye çalışıyorum.

    Yönetici olamanın benim için en eğlenceli tarafı toplantılarda ya da bazı görüşmelerde İnsanların bu kadar genç bir yaşta bu konumda olduğuma inanaması ve şarşırması, yüzlerinin o hali beni çok eğlendiriyor.

    İşin benim için en ilginç tarafı ise global sermayeli ve hatta Amerika Menşeli firmalarla yapılan toplantıları bile Rusça yapıyor olmamız. Aslında Rusça yapmak zorunda kalışımız çünkü genelde karşı tarafın ingilizcesi yetmiyor ve sizin Rusça bildiğinizi görünce ingilizce konuşmak istememesinden kaynaklı oluyor.

    Yönetici olmanın bir başka dikkate değer tarafı ise insanların sizi herşeyi bilen en doğru bilen en iyi düşünen her sorunun cevabını bilen biri olarak görmeleri sizden yaşça büyük ve tecrübeli de olsalar siz onların üstünde iseniz böyle düşünmekteler ve sizden her tür sorunlarına çözüm beklemekteler. Her soruya bir cevabınız olması gerekiyor çözüm üreten olamanız bekleniyor.

    Moskova’da yönetici olmayı düşünüyor iseniz ve ya hayal ediyorsanız ve ya Moskova’da yöneticiyiseniz size bir sorum olacak…  Kimleri yönetiyorsunuz ? Rusları mı ? Türkleri mi ? Yoksa Post Sovyet topluluklarını mı ? Bunlar hangi dilleri konuşuyor siz bunları ne kadar anlıyorsunuz ? Kültürlerini ne kadar biliyorsunuz ? Çalışma prensiblerini kapasitelerini ne derece analiz edebilirsiniz acaba ? Bu insanların konuştuğu dilde siz konuşamadığınız onlar gibi düşünemediğiniz sürece başarılı olabilir misiniz ?

    Tags: , , , , , ,

  • 15Jan

    Rusya’yı sevdim, O’ndan nefret ettim, O’na inandım, O‘ndan umudumu kestim, O’na hayran oldum, O’ndan korktum, ama her zaman O’nun bir parçası oldum.

    Bu sözler gazeteci Hakan Aksay’a ait. Hakan Aksay Kimdir ? Sorusuna detaylı bir cevap ise BURADA kendi kaleminden  bulunabilir.

    Hakan Aksay ile ilgili bir kaç önemli başlık…

    • RUTAM (Rus-Türk Araştırmaları Merkezi) başkanı olması…
    • Puşkin Ödülüne Sahip olması : Bugüne dek sadece 11 kişiye verilen Puşkin Ödülü Rusya Federasyonu tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yakınlaşmasını sağlayan kişilere veriliyor. Türkiye’de bu ödüle layık görülen diğer iki isim ise  edebiyatçı-yazar Doç. Dr. Ataol BEHRAMOĞLU ve Topkapı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber ORTAYLI.
    • Yıllarca Cumhuriyet Gazetesinde yazması ve şimdi Taraf Gazetesinde Hariçten adlı bir köşesinin olması.
    • http://www.rusya.ru sitesinin Yayın Yönetmeni olması…

    Tüm bunların ötesinde benim dikkatimi çeken önemli bir konu ise kendisinin Rusya’ya öğrenci olarak geldiği 1980′li yılların başları; bu yıllar benim doğum tarihime denk gelen yıllar bu yıllar Türkiye’nin Darbe yönetiminde olduğu yıllar ve bu yıllar soğuk savaşın ateşli bir şekilde devam ettiği, herkesin malumu olan Sovyetlerin ve doğu blokunun son yılları… ayrıca bu yıllar Nato’nun denetiminde Türkiye’nin Sovyetler tarafından işgal edileceği düşüncesiyle planların hazırlandığı, okullarda Rusların sıcak denizlere inme politikasının ezberletildiği, rus salatasına amerikan salatası dendiği, çocukların ilkokul sıralarında “Bir, iki, üçler, yaşasın Türkler / dört, beş, altı, Polonya battı / yedi, sekiz, dokuz, Almanya domuz / on, on bir, on iki, İtalya tilki / on üç, on dört, on beş, Ruslar kalleş, Amerika bize kardeş” diyerek tekerlemeler söylediği Rusça öğrenenlerin ve ya dil tarih fakültesinde Rus dili ve edebiyatı okuyanların İstihbarat teşkilatları tarafından takibe alındığı ve gerektiğinde Neden Rusça öğrendiği sorgulandığı yıllardı.

    Hakan Aksay, Türkiye’nin biz 80 kuşağına unutturulan 70′li yıllarını yaşadı. Darbe sonrası Türkiye’yi yaşadı.  Sovyet Rusya’sını yaşadı. Sovyetlerin yıkılışını yaşadı. Rusya Federasyonu’nun kuruluşunu gördü. Sermaye’nin etkisine tanık oldu, ve Serbest piyasa ekonomisine sahip olan Rusya’nın krizlerinide yaşadı.

    Bence bizler çok şanslıyız çünkü Hakan Aksay bir gazeteci ve yazılar yazıyor, düşüncelerini paylaşıyor çok iyi okunması ve analiz edilmesi takip edilmesi gerekli bir yazar.  Gerçek anlamda Rusya’da yaşamış olan ve halen hayatta olan tek Türk.

    *Rusya’da yaşadığını sanan ya da Rusya Uzmanı olduğunu düşünen bir çok insan (bunlar akademisyen,yazar,öğrenci, işadamı vb. olabilirler ayrıca başka milletlerden de olabilirler) bana hep sığ ve yüzeysel gelmiştir. Hiç biri yaşadığım duyguları Hakan Aksay gibi anlatamamıştır.

    *Kuşkusuz Nazım Hikmet de gerçek anlamda Sovyetler’de yaşadı ve öldü.

    Tags: , , , , , , ,

  • 09Jun

    Uzun zaman olmuş yazmayalı söylencek çok şey anlatacak yığınla konu var. Zamanı yönetmek ise güç… Hadi biraz bugünden bahsedelim sonra da Moskova’ya Elveda demek hakkında biraz atıp tutalım !

    Bugün aslında dün bilgisayarım bozuldu mediamarkt’dan almıştım. Umutlu bir şekilde herşeyi denememe rağmen makina çöktü ve umutsuz bir şekilde bugün mediamarkt’ın servisine götürdüm. 2-3 saat bekledim ve makinamı eski haline getirdiler şaşırdım doğrusu Yevgeniy adlı eski tüfek bir amca baya uğraştı kendisine teşekkürü bir borç biliyorum. Rusya’da şaşırtıcı şeyler bunlar insanların sizin problemlerinizi çözmesi ve canla başla uğraşması. Neyse bu tip konuları önce ki yazılarda ve ilerde ki lerdede bahsederim.

    Ancak Bugün bir elveda günü Moskova’ya bir elveda ! Oda arkadaşım Fırat Çetin’in Moskova’ya elvedası. Yarın ilk uçakla vatana dönüyor,sınavlarını verdi ve büyük hasret çektiği sevdiklerine kavuşmak için geri sayımlarda. Bavullar toplandı dostlarla vedalaşmalar devam ediyor.

    Fırat’ı tanımak büyük bir şanstı onu tanıtmak ise bana düşen bir zaruriyet. Nedeni ise burda bulunan bir çok Türk öğrenciden farklı olması. Farklar ne idi ? Öncelikle buraya gelen Türk öğrencileri 3 gruba ayırmak gerekli. Üniversite eğitimi lisans için burda bulunanlar, dostlarım bana darılmasın ancak ilk gruba giren arkadaşlar genelde Türkiye’de hatrı sayılır okullara giremeyip mecburiyetten ve ilerde ki iş yaşamı için gelenler. Yani şunu demek istiyorum Boğaziçini kazanıpta yok ben Rusya’da okuyacağım diyen yok. ikinci grubu maceraperest yüksek lisans sevdalıları oluşturuyor, bunlarda oldukça az… üçüncü grup ise sadece dil öğreneye gelen arkadaşlar. Bunlar kısmen diğer arakdaşlara göre daha sosyal ve daha rahat bir grubu oluşturuyor bunlarıda maceraperest olarak adlandırmak mümkün. Fırat kısmen üçüncü gruba giriyordu yani resmi açıdan sadece dil öğrenmeye gelen bir arkadaştı. Ancak maceraperst değildi. Maceraperestten kastım yanlış anlaşılma olmasın kendi isteğiyle herhangi bir zorunluluk olmadan tamamen kişisel tercihlerle burda olmaları…

    Burda Fırat’ın kişiliğini ve özelliklerini çok yakından gören biri olarak (10 m2 bir odada 8 ay başbaşa) anlatmamın sebebi bir çok kişiden ayrılması ve bir çok insana örnek olacak mantık yapısının bazı konularda başarının anahtarının ne olduğunu bize sunması…

    Fırat biraz mecburiyetten çokda fazla istemeyerek burda bulunmaktaydı, sebebi ise Babasının Türkiye’nin sayılı Rusça – Türkçe mütercim tercümanlarından birisi olması idi. Aslen Bulgaristan göçmeni olan bir aileden gelen Fırat Bursa’da doğdu ve üniversiteyi de Bursa’da bitirdi. Tek çocuktu, ailesinden daha önce hiç ayrılmamıştı, 23 yaşında Üniversite’yi bitirir bitirmez Moskova’ya geldi. Gelmesinin tek sebebi babasının işlerini devam ettirmek ve kurulu ve oturmuş bir sisteme dahil olmaktı. Mantıklı bir karardı, daha önce hiç rusça öğrenmemişti. Şimdi buraya kadar herşey normaldi ancak diğer insanlarla karşılaştırdığımızda bazı farkları görmüş olacağız! Nedir bu farklar ? Birincisi belirtmiş olduğum tüm kategorilerde ki insalar bir şekilde buraya isteyerek gelmişlerdi. Fırat onlar kadar istekli değildi. Ne Moskova’nın kültürel zenginliği ne de şehvetli kızları onu diğerleri kadar etkilemiyordu. Hiç bitmeyen gece hayatı ise onun için insanları seyredip gülmek ve uykusuz kalmaktı içki ilede arası sosyal bir içiçi seviyesi diyemiyeğim kadar azdı. Ve en önemlisi Fırat’ın uzun zamandır süren düzgün bir ilişkisi vardı Türkiye’de… Hala Fırat’ın buraya gelen istekli maceraperestlerden tam farkını bahsetmedim. Buraya gelen istekli maceraperestler Rus kültürüne,ticaret hacmine,gece hayatına,yaşam tarzına hayranlık besleyenlerdi… Fırat çok çalışkan saatlerini derslere veren hayatı ders olan biride değildi. Ancak burda kimsenin yapamadığı bir şeyi başardı herkesten daha iyi Rusca’yı öğrenmeyi çokda fazla çalışmadan gerçekleştirdi. Aslında Fırat’ı anlatırken bazı yanlış anlaşılmalar olmasın asosyal bir insanda değildi. Macereperverlerle gecede dışarı çıkıyor Yurtda poker partilerinede katılıyor Yunanlı arkadaşlarıyla gezipte tozuyordu, Rus arkadaşlarıylada çeşitli entellektuel sohbetlerede katılıyordu, arası her yaş ve sosyal seviyeden insanla iyi idi. Sosyal zekası oldukça yüksek bir insandı. Kötü huyları yok muydu ? Elbette vardı mesela sabah 5′e kadar oturur sonra yatardı sabah 9:00 da kalkar okula gider, okuldan gelincede saatlerce uyur sonra 21:00 gibi kalkar gene sabahı ederdi. Çok uyumak ve sabahlara kadar oturmak kötü huy ise buydu. Hafta sonlarıda güzel uyurdu ve birde çok horlardı.

    Fırat’ı tanıdığım ilk günden beri beni şaşırtan geçimkar ve alttan alan yönü ile ilgili bir başka örneği sizlerle paylaşmak ise boynumun borcu… Fırat ile ben Moskova’da ilk defa tanıştık daha önceden birbirimizi tanımışlığımız yoktu. Ancak buraya birlikte gelen üniversite arkadaşları veya dostlarda vardı. Onlarda tek odada birlikte kalıyorlardı birbirlerini yıllarca tanıyorlardı ve yurt dışında birlikte yaşamaya karar vermişlerdi, fakat bu insanlar malasef zaman içersinde ya odalarını ayırdı ya da aralarına belli mesafeler koydular bazı soğukluklar girdi. Biz ise iki birbirinden habersiz adam arasında ne kırıcı bir davranış ne de bir ses yükseltme ya da ufak bir gerginlik olmadı. Mecburda değildik birlikte yaşamaya ama ne o ne de ben ayrılmakta istemedik. İşte bu Fırat’ın hikayesiydi, buraya belli amaçlarla gelip başarıya ulaşan yegane örnek.. Ağustos ayındada Vatani hizmetini gerçekleştirecek memetçik olacak bir dost…

    Sizde buraya gelecekseniz ister mecburi olarak ya da maceraperest olarak size kendisini örnek almanızı tavsiye ederim.

    Kendisine böyle bir Elveda yazısı ile teşekkür etmeyi uygun gördüm. Siz değerli zatlarda faydalansın istedim.

    Tags: ,

« Previous Entries   

Son Yorumlar

  • Nice yaşlara......
  • Merhaba Aykut, İnan kıskanılacak bir halim yok oralara gezm...
  • seni çok kıskanıyorum. benim gitmek için can attığım yereler...
  • aman... asıl konuya girmişken program bitti..:) tebrik e...
  • ben hiç rusyaya gitmedim, hiç bir yerde yönetici olmadım fak...