• 28Feb

    Moskova ve Ankara12-13 Ocak tarihlerinde T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Rusya’daydı. Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin davet etmişti.

    Moskova ziyaretinde de iki ülke arasındaki çok boyutlu ilişkilerin güçlendirilmesi ve mevcut işbirliğinin daha da geliştirilmesi imkanlarının ele alınacağı kaydedilmişti.

    Ziyarette ayrıca, Rusya Federasyonu Başbakanı Putin’in Türkiye ziyareti sırasında görüşülen konuların takibi ile başta enerji olmak üzere, ortak ekonomik meselelerde görüş alışverişinde bulunulacağı belirtilmişti.

    Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında, ”Türkiye’de Nükleer Santral Tesisi Konusunda
    İşbirliği Ortak Beyannamesi” ile ”Bitki Karantina Alanında İşbirliği Anlaşması” imzalanmıştı.

    Başbakan Erdoğan, basın toplantısında yaptığı konuşmada iki ülke arasında vizelerin kaldırılmasına yönelik çalışmaların başlatılacağını belirterek, ”Az önce müjdeyi Sayın Başbakan verdiler. O da vizelerin kaldırılması noktasındaki çalışmaların taraflarca başlatılması süreci… İnanıyorum ki bu buluşmamızın önemli yanlarından biri oldu. Temenni ediyorum ki, Sayın Medvedev’in Türkiye ziyaretinde bunu artık karar altına alırız” demişti.

    2010 Haziran ayında Rusya’nın Türkiye’ye bir ziyaret yapması beklenmektedir.

    Ayrıca Başbakan Erdoğan ülkelerimiz döviz noktasında sürekli olarak bir kur baskısı altında ticaretini yapmaktadır. Ve bu kur baskısından kurtulmak üzere yerli paraya geçiş noktasında biz mevzuat çalışmalarımızı tamamladık. Yine değerli dostum Putin’in ifade ettiği gibi, iki bankamız şu anda bu uygulamalara geçti demişti. Yani Türkiye ve Rusya arasında ki ticaret Rus Rublesi ve Türk Lirası ile yapılacağını ifade etmişlerdi.

    Rusya Federasyonu Başbakanı Putin ise Rus şirketlerinin Türkiye’deki özelleştirmelere de katılmak istediğini belirterek, görüşme sırasında tarım alanında işbirliğini geliştirmeyi, Türk tarım ürünlerinin ve beyaz et ürünlerinin Rusya’ya ihracatı konusunu da ele aldıklarını söyledi. Türkiye ile Rusya arasında ulusal para birimlerinin kullanılmasına da değinen Putin, “İki Türk bankası zaten ruble işlemlerine başladı. Türkiye ve Rusya ulusal para birimlerinin kullanılması çalışmalarını sürdürüyoruz” dedi. Vladimir Putin, görüşmelerinde insani konuları da ele aldıklarını belirterek, “vize uygulamasının karşılıklı kaldırılmasını ele aldık. Umarım bu süreç fazla vakit almaz” ifadesini kullanmıştı.

    Kısaca;

    • Vizenin kaldırılması çalışmaları
    • Enerji konusu
    • Nükleer Tesis
    • Ruble – Lira bazlı Ticaret
    • Beyaz Et ihracatı
    • Rus Şirketlerinin Türkiye’de özelleştirmelere katılımı

    Konularının konuşulduğunu anlıyoruz. Vizelerin kaldırılması ne kadar sevindirici bir haber,Ruble – Lira ve Beyaz et ihracatıda çok güzel diyerek bir kamuoyu oluşturulmuştu. Bu yukarda ki başlıkların ilmihali ise hiç yapılmamıştı. Rus-Türk araştırmaları merkezlerinden Stratejik uzmanlar T.V. programlarına isimlerinin önlerine akademik ünvanları yazılarak görüşlerini ve vizyonlarını belirtmişlerdi. Örnek vermek gerekirse Doktorasını Moskova’da yapmış bir Rusya uzmanı T.V. kanallarında şöyle buyurmuştu vizelerin felan kalkacağını zannetmiyorum. Konuşması bittikten sonrada Putin ve Erdoğan basın toplantısında vizelerin kalkacağını açıklamışlardı.

    Bende o günler şans eseri Ankara’da bulunmaktaydım, Rus basınını takip edemesemde Türk basınını takip etme şansına ve eşi benzeri olmayan Rusya Uzmanlarımızı T.V. kanallarında tanıma fırsatı bulmuştum.

    Şimdi size hiç bir yerde duyamayacağınız ve okuyamayacağınız o büyük Rusya uzmanlarımızın bile göremediği siyasetçilerin bile bahsetmediği büyük ekonomist köşe yazarlarınında yazamadığı(belki bilgi yetersizliklerinden dolayı) şu yukarda ki konuların gerçeğini ve yansımalarını bahsedeceğim.

    Ruble – Lira ticareti ne demek ? Değiş tokuş demek Rusya’dan gaz alırım karşılığını Tavuk eti ile öderim, domates ile öderim, portakal ile öderim, ve herşey dahil bir hafta tatil yaptırırım ödeşiriz olmaz mı ?

    Rusya’yla ihracat 2009 yılı itibari ile 3,2 milyar, ithalat 19,7 miyar dolar yani ne demek bu ? ödeşemiyoruz demek Türkiye 16,5 milyar dolar içerde demek. Peki bundan kim karlı çıkar sizce ? Durun ben söyliyeyim Rusya Neden mi ? Çünkü gaz daha değerli.  Geri kalan 16,5 milyar dolar karşılığı Ruble ödemeyi nasıl yapabilir Türkiye ? her nasıl yaparsa yapsın herhangi bir karı olması imkansız. İhracat oranlarını artırmadığı sürece. Peki size bir soru ! Türkiye İhracat oranları artırsa ve öyle bir artırsa Rusya içeri girse tıpkı Türkiye’nin şimdi ki durumu gibi Sizce gene Rusya, Ruble – Lira’ya dayalı ticareti kabul eder miydi ? Evet edebilirdi çok çaresiz olsaydı.

    Enerji konusu  hakkında ise benim söyleyebileceğim pek bir şey yok. Bu konuda Cumhur Ersümer (Enerji Eski Bakanı) ve Mesut Yılmaz(T.C. Eski Başbakanı) dönemi yapılan anlaşmalar,dava dosyaları ve günümüzde ki anlaşmalar detaylı bir şekilde karşılaştırmalı olarak incelenmelidir.

    Nükleer Tesis konusu  ise bu tesis için ihale açıldığı zaman ihaleye teklif veren sayısı nedenleri ile incelenmelidir.

    Gelelim en güzel konuya vizelerin kaldırılmasına ! Evet vizeler kaldırılacak ve buda haziran ayında Rusya tarafından açıklanacak bu büyük gelişme yurtta sevinçle karşılanacak büyük bir siyasi zafer olarak algılanacak ancak vizeler sizlere kalkmayacak,burada çalışan Türk işçilere kalkmayacak peki kimlere kalkacak Rus ve Türk büyük yatırımcılara kalkacak ve belkide şu söze bakalım “Rus şirketlerinin Türkiye’deki özelleştirmelere de katılmak istediğini…” birde bu kadar güzel konu konuşulmuş ama hala Gümrük’te bekleyen Türk malları sorunu TR plakalı Tır sorunu Türkiye’nin Rusya’nın gümrük listesinde C seviyesinde(En düşük seviye) olduğu konuları neden açık ve net bir şekilde konuşulmadı acaba ?

    Birde sizin oralardan görmediğiniz ve bilmediğiniz bir şeyi daha söyleyeyim. Kota mevzuları ! Neden sistematik bir şekilde Türk firmaları kota problemi yaşamaya başladı acaba buralarda ? Bu konularda T.C. Başbakanı bir şey bahsetti mi acaba ?

    Bu kadar çok konuyu ve olacakları nasıl mı biliyorum ? Çünkü Rusya Uzmanı değilim.

    Son olarak şunları söyleyebilirim, Eğer Putin ve Erdoğan Başbakan değilde Milli takım satranç oyuncuları olsalardı. Yani Türkiye ve Rusya uluslararası bir satranç müsabakasında karşılaşsalardı Putin, Tayyip Erdoğan’ı çoban matı ile yenmişti ve elbette Türkiye’de satranç popüler bir spor olmadığı ve herkeste kurallarını ve nasıl oynandığını bilmediği için T.V. kanallarından canlı bile izlese bu yenilgiyi anlamayacaklardı. Yazarların ve yorumcularında hem bilgisizlikten hem de işlerine gelmediğinden dolayı bu kısa ve çabuk yenilgiyi kafa karıştırarak geçiştirmeye çalışacaklardı.

    T.C. Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a geçmiş olsun dileklerimi iletirdim ona yenilgi bile çok yakışıyor derdim eğer bir gazeteci olsaydım.

    Ama değilim ben sade biriyim tek yapabileceğim Karagöz ve Hacivat İle Satranç Öğreniyorum kitabını kendisine tavsiye edebilirim.

    http://www.ilknokta.com/urun/82206/Karagoz-ve-Hacivat-Ile-Satranc-Ogreniyorum.html


    Tags: , , , , , , , , , , , ,

  • 15Feb

    Ağustos 2009 tarihinde Efes Moskova’da staj yapma imkanı buldum. Genel anlamda orada tanıştığım insanlardan çok şeyler öğrendim. Daha sonra Moskova’da çalışma ve master yapma fikri bana sıcak geldi. Elbette Türkiye’de bazı iş imkanları ve görüşmelerde bulundum. Değerlendirmelerim sonucu bazı kararlar aldım ve şans benden yanaydı. Hiç kimseye nasip olmayacak ve benim yıllar öncesinden planladığım bir durum ve posizyon benim bile beklemediğim kadar erken başıma geldi. Çok genç ve kariyer açısından 5-10 yılları deviren bir deneyimim olmamasına rağmen radikal düşünen bir yönetim kurulu beni Moskova’da ki şirketleri için İş Geliştirme Müdürü olarak istihdam ettiler. Çok hızlı büyüyen ve ekonomik krizin olumlu olarak işlerini etkilediği global çaplı ve piyasada monopol olan eşi benzeri olmayan spesifik işler yapan bir firmada 30 kişilik bir kadroyu yönetmeye çalışıyorum.

    Yönetici olamanın benim için en eğlenceli tarafı toplantılarda ya da bazı görüşmelerde İnsanların bu kadar genç bir yaşta bu konumda olduğuma inanaması ve şarşırması, yüzlerinin o hali beni çok eğlendiriyor.

    İşin benim için en ilginç tarafı ise global sermayeli ve hatta Amerika Menşeli firmalarla yapılan toplantıları bile Rusça yapıyor olmamız. Aslında Rusça yapmak zorunda kalışımız çünkü genelde karşı tarafın ingilizcesi yetmiyor ve sizin Rusça bildiğinizi görünce ingilizce konuşmak istememesinden kaynaklı oluyor.

    Yönetici olmanın bir başka dikkate değer tarafı ise insanların sizi herşeyi bilen en doğru bilen en iyi düşünen her sorunun cevabını bilen biri olarak görmeleri sizden yaşça büyük ve tecrübeli de olsalar siz onların üstünde iseniz böyle düşünmekteler ve sizden her tür sorunlarına çözüm beklemekteler. Her soruya bir cevabınız olması gerekiyor çözüm üreten olamanız bekleniyor.

    Moskova’da yönetici olmayı düşünüyor iseniz ve ya hayal ediyorsanız ve ya Moskova’da yöneticiyiseniz size bir sorum olacak…  Kimleri yönetiyorsunuz ? Rusları mı ? Türkleri mi ? Yoksa Post Sovyet topluluklarını mı ? Bunlar hangi dilleri konuşuyor siz bunları ne kadar anlıyorsunuz ? Kültürlerini ne kadar biliyorsunuz ? Çalışma prensiblerini kapasitelerini ne derece analiz edebilirsiniz acaba ? Bu insanların konuştuğu dilde siz konuşamadığınız onlar gibi düşünemediğiniz sürece başarılı olabilir misiniz ?

    Tags: , , , , , ,

  • 15Jan

    Rusya’yı sevdim, O’ndan nefret ettim, O’na inandım, O‘ndan umudumu kestim, O’na hayran oldum, O’ndan korktum, ama her zaman O’nun bir parçası oldum.

    Bu sözler gazeteci Hakan Aksay’a ait. Hakan Aksay Kimdir ? Sorusuna detaylı bir cevap ise BURADA kendi kaleminden  bulunabilir.

    Hakan Aksay ile ilgili bir kaç önemli başlık…

    • RUTAM (Rus-Türk Araştırmaları Merkezi) başkanı olması…
    • Puşkin Ödülüne Sahip olması : Bugüne dek sadece 11 kişiye verilen Puşkin Ödülü Rusya Federasyonu tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yakınlaşmasını sağlayan kişilere veriliyor. Türkiye’de bu ödüle layık görülen diğer iki isim ise  edebiyatçı-yazar Doç. Dr. Ataol BEHRAMOĞLU ve Topkapı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber ORTAYLI.
    • Yıllarca Cumhuriyet Gazetesinde yazması ve şimdi Taraf Gazetesinde Hariçten adlı bir köşesinin olması.
    • http://www.rusya.ru sitesinin Yayın Yönetmeni olması…

    Tüm bunların ötesinde benim dikkatimi çeken önemli bir konu ise kendisinin Rusya’ya öğrenci olarak geldiği 1980′li yılların başları; bu yıllar benim doğum tarihime denk gelen yıllar bu yıllar Türkiye’nin Darbe yönetiminde olduğu yıllar ve bu yıllar soğuk savaşın ateşli bir şekilde devam ettiği, herkesin malumu olan Sovyetlerin ve doğu blokunun son yılları… ayrıca bu yıllar Nato’nun denetiminde Türkiye’nin Sovyetler tarafından işgal edileceği düşüncesiyle planların hazırlandığı, okullarda Rusların sıcak denizlere inme politikasının ezberletildiği, rus salatasına amerikan salatası dendiği, çocukların ilkokul sıralarında “Bir, iki, üçler, yaşasın Türkler / dört, beş, altı, Polonya battı / yedi, sekiz, dokuz, Almanya domuz / on, on bir, on iki, İtalya tilki / on üç, on dört, on beş, Ruslar kalleş, Amerika bize kardeş” diyerek tekerlemeler söylediği Rusça öğrenenlerin ve ya dil tarih fakültesinde Rus dili ve edebiyatı okuyanların İstihbarat teşkilatları tarafından takibe alındığı ve gerektiğinde Neden Rusça öğrendiği sorgulandığı yıllardı.

    Hakan Aksay, Türkiye’nin biz 80 kuşağına unutturulan 70′li yıllarını yaşadı. Darbe sonrası Türkiye’yi yaşadı.  Sovyet Rusya’sını yaşadı. Sovyetlerin yıkılışını yaşadı. Rusya Federasyonu’nun kuruluşunu gördü. Sermaye’nin etkisine tanık oldu, ve Serbest piyasa ekonomisine sahip olan Rusya’nın krizlerinide yaşadı.

    Bence bizler çok şanslıyız çünkü Hakan Aksay bir gazeteci ve yazılar yazıyor, düşüncelerini paylaşıyor çok iyi okunması ve analiz edilmesi takip edilmesi gerekli bir yazar.  Gerçek anlamda Rusya’da yaşamış olan ve halen hayatta olan tek Türk.

    *Rusya’da yaşadığını sanan ya da Rusya Uzmanı olduğunu düşünen bir çok insan (bunlar akademisyen,yazar,öğrenci, işadamı vb. olabilirler ayrıca başka milletlerden de olabilirler) bana hep sığ ve yüzeysel gelmiştir. Hiç biri yaşadığım duyguları Hakan Aksay gibi anlatamamıştır.

    *Kuşkusuz Nazım Hikmet de gerçek anlamda Sovyetler’de yaşadı ve öldü.

    Tags: , , , , , , ,

  • 05Dec
    Milli Strateji Oyunu

    Milli Strateji Oyunu

    Üniversiteye ilk başladığım yıl bir karar vermem gerekiyordu, istemediğim bir bölümde ve üniversitede eğitimime başlıyordum ve yalnız değildim, çünkü Türkiye’de birçok kişi ideallerini gerçekleştirememiş ve gerçekleştiremeyeceklerdi… sevmedikleri bir bölüm ve daha sonra istemedikleri işlerde çalışacaklardı…

    Peki çözüm var mıydı ?

    Öncelikle cevaplanması gereken sorular vardı, İlerde mutlu olmak ve ideallere yakın bir hayat ve iş için ne yapmak gerekiyordu ? O an aklıma Dünya’yı gezmek değişik diller ve kültürleri öğrenmek ve bu hayat tarzına dayalı bir iş yapma fikri doğdu, uygun meslek ne idi peki ? Dış Ticaret !

    Bu yolda yapılması gerekenler basitti dil öğrenmek ! Anasınıfından beri özel okullarda okuduğum için İngilizceyi öğrenmeye erken yaşlarda başlamıştım ancak sadece ben iyi ingilizce bilmiyordum.. benimle aynı koşullarda olan herkes ingilizce biliyordu.. Peki onlar hangi dilleri bilmiyorlardı ? İspanyolca,İtalyanca,Almanca,Fransızca … bu dilleri bilmek elbette ki bir artı idi ama ağırlığı neydi bana ne kazandıracaktı… Hangi dilleri öğrenmek gerekliydi ve ben hangi dilleri öğrenmek istiyordum ? Cevap veriyorum : Japonca ve Rusça şanslıydım ve aileden gelen bir yeteneğe sahiptim, şansım geleneği bozmayarak Özel bir Üniversiteye girmiştim ve imkanları oldukça çoktu aileden gelen bir yeteneğe sahiptim çünkü Annem’de yabancı dil öğretmeniydi, ve ailemde Dedem,Ananem,Babam ve elbette ki Annemde yabancı dil bilen,yetenekli kişilerdi. Dört yıl boyunca üniversitede bu iki dile yoğunluk verdim, çünkü ileride bu iki ülkeye gidip iş yapacaktım…

    Üniversite bitince Dış ticaret ile ilgili çalışmaya ve aynı anda Dış Ticaret Vakfının uzmanlık eğitimlerine katıldım. Orada gelen eğitmenlerden biri benim düşünce vizyonuma çok yakındı, birçok insanın algılamakta sıkıntı çektiği ve göremediği fırsatları uzun süre sadece benim görebildiğimi zannetmiştim, ancak bu hoca diğer bir çok kişiden çok farklı bir vizyona ve bakış açısına sahipti, fikirlerimi kendisine açtığım zaman ilk defa tam olarak anlaşıldığımı fark ettim. Bu kişi Aydın Sezer üstatdı. Değerli hocamın yaşamı, kariyer yolları ve kişisel duruşunu kendime örnek olarak aldım,alıyorum ve alacağım. Kişisel blogunda ki yazıları o kadar lezzetli ve doyurucu ki hiç kimsenin mahrum kalmaması gerekir ve size tavsiyem Aydın Sezer’in ilk yazısından itibaren sindire sindire bütün yazılarını okumanızdır.

    Aydın Sezer’in Kişisel yorum sitesi : http://aydinsezer.com/

    Aydın Sezer Kimdir ? Yanıt için : http://www.bcdtr.com/Danismanlarimiz_Aydin_sezer.html

    Peki başlık ile bu konuların ne ilgisi var diyenler için devam edelim, denklemimize…

    Moskova – Ankara > 0 ve ya Moskova – Ankara < 0 ya da  Moskova – Ankara = 0

    karşılaştırmaları yapanlar denklemi doğru kurgulayamamışlardır ! Doğru denklem ve yanıtı ise Moskova +Ankara = (Dünya/2)

    Tags: , ,

  • 16Nov

    Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, masrafsız hiç bir şekilde yurtdışına para yollayamazsınız başlık sizin dikkatinizi çekmek içindi. O zaman en az masraf ile ve hangi metodlar ile yurtdışına para yollayabiliriz ve alabiliriz bunu incelemekte fayda var.

    En hızlı ve Pahalı metodlardan biri Western Unioun ve Moneygram bunlardan en yaygın olanı ise Western Unioun’dır.

    Western Unioun Nedir ?

    Birkaç dakika içinde para transfer edebileceğiniz ve alabileceğiniz hızlı, güvenli ve yaygın bir para transfer sistemidir. Bu sistemi kullanmak için banka hesabı açtırmanıza gerek yoktur. Yurtdışında Pasaportunuzla ve Size para Gönderen kişinin bilgilerini yazarak paranızı belli komisyon oranları ile alabilirsiniz.

    $1000 – $1500 gönderildiği zaman $78 komisyon alınmaktadır.

    Moneygram‘da ise bu oran $1000 – $1200 gönderildiği zaman $60; $1200.01 – $1500 aralığında ise $70 alınmaktadır.

    Bir başka yöntem ise ATM cihazlarını kullanarak para çekmektir. Türkiye’de ki vadesiz TL hesabınızdan maestro ve ya visa electron bankamatik kartınızla Moskova’da ki ATM’lerden para çekebilirsiniz.

    Ancak burdada her çekişinizde bazı bankalar kafalarına göre bazı oranlarda para kesmektedirler. Ayrıca Türkiye’de bulunan TL hesabınızdan yurtdışında para çektiğiniz zaman önce para dolar’a dönüşür daha sonrada Ruble’ye dönüşecektir. Arada arbitraj ve bankaların kafaya göre kestikleri komisyonlarla genelde evdeki hesap bankaya uymaz ve siz beklediğinizden çok daha düşük paralar çekersiniz. Bu yöntemde sadece acil durumlarda kullanılabilir.

    Tüm bu yöntemlere göre ise göreceli olarak en doğru yöntem özellikle yüksek meblalarda $10,000 ve üstü gibi … İsme Havale yöntemi kullanılabilir. Örnek vermek gerekirse Türkiye’de Ziraat Bankasında hesabınız vardır ve Moskova’ya para göndermek istiyorsunuz ya da Moskova’da bulunuyorsunuz ve para almak istiyorsunuz Ziraat Bankasının Moskova’da da şubesi bulunmaktadır, Alıcının Moskova’da Ziraat Bankasında hesabı olmasına gerek yoktur. İsme Havale yöntemiyle uygun masraf oranlarıyla para göndermeniz mümkündür. En doğru sayısal bilgiyi banka’da ki görevliden almak mümkündür.

    Komisyonsuz bir yöntem yok demiştik ancak aslında böyle bir yöntemde mevcut, tanıdıklarınızdan parayı elden alma yöntemiyle alırsanız komisyon ödememiş olursunuz.

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

  • 25Sep

    Uzun süredir işlerimin yoğunluğundan dolayı yazamıyorum, ancak çok yakında sitede bazı devrimsel değişimler ve bununla birlikte büyük gelişmeler olacak bir çok yazacak konu ve paylaşacak düşünceler birikti…

    Hemen yumuşak bir geçiş yapalım ve dünya’nın en ilginç ve sadece sovyetlere has terk edilmiş yerlere bir göz atalım…

    Sovyet mirası…

    Terk edilmiş şehir: Promyshlennyi

    Sovyetler dağıldıktan sonra devletin ayıracak bütçesi olamdığı için bazı şehirlere su,elektrik vb gibi hizmetleri sağlayamadı. Bu durumda insanlar bu tip bölgeleri kendi imkanlarıyla terk ettiler. Geriye ise terk edilmiş binalar kaldı.

    Bu ve benzeri bir çok şehir sovyetlerin hüküm sürdüğü topraklarda bir açıkhava müzesi gibi hüzünlü bir şekilde bekliyor.

    Ayrıca ilginç bir dip not : 1990 yılında KGB’den emekliliğe ayrılan Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin o yıllarda geçimini sağlayabilmek için taksicilik yapmaktaydı. (*)

    (*) http://englishrussia.com

    Top Secret Denizaltı üssü : Balaklava,Karadeniz

    Balaklava’da bulunan sovyetlerin gizli Nükleer denizaltı üssü’de terk edilmiş durumda keşfedilmeyi bekliyor. Günümüzde bu denizaltı üssünde bulunan bütün nükleer denizaltları gitmiş ancak fasilite yerli yerinde duruyor.

    Soğuk Savaş eğer sıcak savaşa dönüşseydi hiç kuşkusuz Türkiye’nin karadeniz kıyılarının canını yakabilirdi.

    Baklaklava’da yaşayanların hemen hepsi bu gizli üssün gizli çalışanlarıydı. Öyle ki a şehirde yaşayanların akrabaları onları ziyaret edemezdi. Balaklava sovyetler döneminin en gizli ve izole edilmiş yerlerinden biriydi.

    1996 yılında son denizaltıda üssü terk etti ve ufak bir müze ile rehber eşliğinde gezilebilecek hale geldi.

    1970′li yılların James Bond filmlerini sevenlerin görmesi gerekir.

    Terk edilmiş bir işçi Kasabası :Pyramiden, Norveç


    Arktik bölgesinde bulunan kömür madeni işçilerinin ve ailelerinin yaşadığı bu terk edilmiş sovyet kasabası ilginçtir ki 1927 yılında sovyetlere satılmıştır. 1998 yılında hızlı ve acılı bir şekilde bir kaç saat içerisinde boşaltılmıştır. Bundan dolayıdır ki evlerin kütüphanelerinde kitaplar halen raflarda kalmış pencerelerde solmuş çiçekler ve yitip giden bir yaşamın izleri canlı olarak görülebilir. Ayrıca kasaba Sovyet ütopyasına en çok yaklaşmış yerleşim birimiydi. Kendi kendine yeten,para sistemi olmayan bir ekonomi,ücretsiz gıda, yüzme havuzları,spor merkezleri,Sinema(her gece film gösterimleri) 50.000 kitaplık bir kütüphane vb… (**)

    (**)http://en.wikipedia.org/wiki/Pyramiden

    Tags: , , , , , , ,

  • 04Jul

    Çift Başlı Kartal İstanbul'dan Moskova'ya getirildi.Rusya’yı anlamak iki temel noktadan oluşur. Rusçayı anlamak ve Rus tarihini anlamak.

    Tarihi bilmek, bugünü anlamamıza ve bugünü anlamak ise geleceği tahmin ve analiz etmemize yardımcı olur.

    Rus Tarihini ise Çarlık,Sovyetler ve Rusya Fedarasyonu olarak üç temel başlık olarak ayırabiliriz.

    Burada bütün Rus tarihini anlatacak değilim ancak Hem Türkçe kaynaklar hem İngilizce kaynaklar hemde rus kaynaklarda okuduğum ilginç tarihsel gerçekleri sizlerle paylaşmak niyetindeyim. Tarih kitaplarında çokda rastlayamayacağınız ve bize okulda pek de öğretilmeyen ve ya öğretilmek istenmeyen konuları ara ara burda yazmak istiyorum. Ayrıca rus arkadaşlarımla konuştuğum ve onların bakış açılarınıda yazmaya çalışağım.

    Türk-Tatar Kökenli ilk Rus Çarı : Boris Godunov (Бори́с Фёдорович Годуно́в)

    İlk Tatar Kökenli Çar

    Boris Godunov

    Şaşırtıcı bir gerçek Altınorda devletinden Moskova’ya göçen bir ailenin çocuğu Boris Godunov devşirilerek Korkunç İvan zamanında Saraya girdi. İvan’ın ölümünden sonra oğlu Fyodor çarlık yapıyor gibi gözüksede etkin değildi ve ölümünden sonra Boris Godunov oy birliği ile tahta geçti. Böylelikle Rus Çarlık makamına devşirme bir tatar geçmiş bulundu.  Zamanında Ülkede kıtlık vardı. Büyük Kıtlık (1601-1603) insanlar sokaklarda açlıktan ölmekte idi. Moskova’da Anneler çocuklarını yiyordu.(*) Devlet ise stok yaparak bunları halka dağıtıyordu ancak devlet memurlarının bu dağıtımlarda suistimal yaptıkları meydana çıktı. Bazı çiftlik sahipleri ise gizlice stok yaparak fiyatları yükselmesini bekliyorlardı. Devlet kota ve tarife koymaya çalışsada çok başarılı olamıyordu. Bu arada ilginç bir ekonomik politika devreye sokuldu. Açlık çeken halka iş verilmesi adına ve ekonomiye canlılık kazandırılması için devlet büyük inşaatlar yaptırmaya başladı. Herkes Moskova’ya göçe başladı. Çeteler oluştu ve Moskova’yı tehdit etmeye başladı. Sahte veliahtlar peydah oldu. Godunov öldükten sonra Rusya’da karışıklıklar devri başladı.

    Günümüz ile ilgili ilginç bir kaç saptama ise Rus tarihinde Kiyef Ruslarından başlamak üzere kıtlık ve fakirlik sovyetlerde buna dahil hep tarihsel bir gerçekti bugüne yansıması ise Rus Mutfak kültürünün zayıflığına basitliğine ve hatta olmayışına bağlamak mümkün. Bir kaç küçük örnek salata ve borşç çorbası dışında ki yemekler Rusya’ya diğer kültürlerin armağanıdır. Salata derken bizde rus salatası tek çeşit biliriz ancak ruslarda o kadar çok salata çeşiti var ki… Ayrıca Rusya’da yemek kültürünün olmayışı yemeklerin lezzetinide önemsiz kılmış sadece karnınızı şişirmeye yönelik belli bir zaman sonra tad alma duyunuz tamamen köreliyor.ve Rus turistlerin neden otel yemeklerinin fotoğrafını çektiklerini anlamak çokda zor olmuyor. Ancak içki içme kültürü ve içkilerin lezzetleri ise muazzam gelişmiş bizde sadece Rakı içme kültüründen söz edebiliriz belki ancak Ruslarda içki içmek büyük bir seremoni ve bir çok kural ve kaideye bağlı.

    Rus ve Osmanlı ilişkilerinde Azerbaycan

    Sovyet Azerbaycan Arması

    Tarih’te tam bilinmeyen bir başka gerçek ise Azerbaycan’ın Rus toprağı haline nasıl geldiği gerçeğidir.

    Azerbaycan dost ve kardeş ülke iki ayrı devlet bir millet söylemleri ile günümüz Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri özetlenebilir. Ancak tarihin derinliklerinde şu şaşırtıcı gerçekle karşılaşmak olası !

    Rusya ile Türkiye İstanbul’da 1721 yılında İran’a sefer yapmak konusunda anlaştılar. Rus ve Türk kuvvetleri İran’a hücüm ettiler. Savaş sonunda Rusya ile İran arasında Petersburg’da yapılan anlaşma ile Bakü başta olmak üzere birçok Azerbaycan şehri Rusya’nın eline geçti. Rusların Bakü’de ki kontrolü resmi olarak sovyetlerin dağılmasına kadar sürdü. (**)

    Azerbaycan’ın dil ve gönül bağı bugün Türkiye’ye ne kadar yakınsa politik anlamda ki farklılıklarını anlamak açısından yararlı bir bilgi olması muhtemel bir tarihi gerçek.

    Benzer bir durumu Bugün olmayan Özbekistan ve Türkiye ilişkileri ve Ankara Savaşında görmekde mümkün.

    (*)  Rusya Tarihi: Türk Tarih Kurumu- Akdes Nimet Kural – sf 181

    (**) Rusya Tarihi: Petro’nun Şark Politikası – sf 262

    Tags: , , , , , , , ,

  • 25Mar

    Mütevazilik bir erdemdir ! Ancak bazı konularda örnek olarak Dünya Çapında o konu hakkında hem teorik hemde pratikte yaşanmışlık deneyimlerine ve bilgilerine sahipseniz ayrıca bu konuları sizin kadar bilen çok az kişi varsa mütevazi olmak erdem olmaktan çıkar…

    Ben iki konuda mütevazi olamayacağım birincisi uluslararası bankacılık sistemi ikincisi ise Rusya’da Sağlık Sistemi, Hastaneler, poliklinikler ve Özel Sigorta Sistemi. Bu iki konudada çok acı deneyimlerim oldu.

    Uluslararası bankacılık ile ilgili yani yurt dışında para transfer sistemleri ATM kullanımları Türkiye’de ki hesaplara ulaşma konularına bir başka yazımda çok detaylı bir şekilde sizlerle paylaşacağım.

    Bu yazının konusu burda yaşayan ve yaşamayı düşünen herkesin en büyük korkusu olan sağlık.

    14 Mart 2009 tarihinde Ambulans ile acile kaldırıldım. 7 gün yani bir hafta boyunca hastanede müşade altında tutuldum.

    Olaylar nasıl gelişti ?

    27 Şubat günü burda ki arkadaşlarla doğum günümü kutladık, ancak sırtımda bir kaç gündür çektiğim bir ağrı vardı çok fazla önemsemiyordum biraz incelediğimde sivilce gibi bir şey olduğunu düşünmüştüm, ama hergeçen gün büyüyor ve ağrısı artıyordu bu ağrı bir hafta içinde öyle bir hal aldı ki kalbime ve koluma vurmaya başladı. Ailem doktora gitmemi söylüyordu arkadaşlarımda öyle ancak ben burada ki sağlık sistemine güvenemediğim için gitmemek için yaklaşık 3 hafta kadar direndim. Bu süre zarfında ağrılar sürekli artıyor kalbim sıkışıyor kolumu hareket edemeyecek hal alıyordu. Acıya dayanıklı ve sabırlı biri olduğum için idare ediyordum. Tabi bu süre zarfında ben fark edemediğim şeyler vardı örneğin ateşim 38 derece imiş ve kan zehirlenmesi olmuşum yani sepsis. Kalbim sıkışıyor kolum uyuşuyor ateşim 38 derece ve ben bu hal ile sınavlara ve derslere giriyordum. Bu halde iken bir kaç sınavdan avam bir tabirle 100 çakmış olmak beni bile şaşırtmıştır.

    Bu durum ta ki acılar ve kalbimin ağrısı dayanılmayacak boyutlara ulaşıncaya kadar sürdü. Yani 14 mart 2009 tarihine kadar.

    14 mart Cuma’ya denk geliyordu, sabah oda arkadaşım Fırat ile okulda ki polikliniğe gittik. Doktor ve Hemşire sırtımda ki şişliği görünce çığlık atıp bağırmaya başladılar. Durumun vahamiyetini hala kavrayamamıştım. Beni hemen yan tarafta ki ameliyathaneye aldılar çok telaşlı bir haldelerdi sürekli sorular soruyorlar ve panik halinde ordan oraya koşuşturuyorlardı. Bende durumum çok mu ciddi diye sordum Evet tabi ki çok ciddi dediler. Neyse sırtımda ki şişlik tıp dilinde furunculus olarak adlandırılan Anadoluda çıban denen deri altı iltihabının en ileri safhası olan bir hal almış ve kan zehirlenmesi ve sonrası ölümle biten bu rahatsızlık tarihte Mısır fatihi Yavuz Sultan Selim’i bu Dünya’dan koparmıştı. Bende kan zehirlenmesi aşamasında idim son aşamaya ulaşamamıştım.

    Poliklinikte doktor yarım litre cerahat çıkartığını durumumun çok ciddi olduğunu ve acile kaldırılmam gerektiğini söyledi. Ben biraz şaşırdım doğrusu korktum diyemem çünkü artık korkacak birşey yoktu herşey yaşanmıştı. Ambulans geldi ve Ağır hastaların kaldırıldığı 64 nolu hastaneye kaldırıldım. Ve evet en büyük korkum gerçekleşmişti Moskova’da devlet hastanesindeydim artık korkmuyordum…

    Hastane Tiyatro gibiydi yaşadıklarım ise film uzun uzadıya anlatamam ancak size bilgi vermesi açısından bazı cümlelerle durumu ve gözlemlerimi özetlemeye çalışayım….

    Hemşireler hastalara özellikle yaşlılara çok kötü davranıyor… (Bağırıp çağırma,itip kakalama,aşağılama,dalga geçme)

    Bir doktor hasta altına işediği ve gizlice sigara içtiği için hastayı dövdü.

    Cerrahi bölümünde bir çok insanın kolu bacağı ve çeşitli uzuvları kesilmiş ve aciz durumdaydı buna rağmen yakınları ya hiç uğramıyor ya da haftada en fazla 1 kez 1 saat kadar ziyaretlerine geliyordu ki buda oldukça nadirdi. Kısacası Cem Yılmaz’ın dalga geçtiği ve sizinde güldüğünüz refakatçi olayı burda yok(Ben pek gülemiyorum artık) her hasta tek başına hangi durumda olursa olsun hemşireler veya hasta bakıcılarda yardım etmiyor.

    Klasik bir hastane kokusu vardır hani hatırladınız dimi işte o koku Rusya’da hastanelerde yok ! (Ne dediğimi anlamayanlar için bkz: “Hijyen” ve “Anti-septik”)

    Doktorlar ve Hemşireler arasında disiplin yok ! Bir olay üzerine bunu yanımda kalan Rus hasta bana söyledi.

    Hastaların yaralarına ameliyat sonrası çok ilkel koşullarda ve yetersiz bir şekilde pansuman yapılıyor.(Ben tıp konusunda herhangi bir eğitim almadım ve daha öncede hastanede hiç kalmamıştım o yüzden bu tespitim yanlış olabilir.)

    Ağır bir ameliyat geçirdikten sonra odaya getirlen ve yaraları açık çırılçıplak bir şekilde yatakta yatarken hastanın üzerinde perdeyi değiştirdiler matkaplarla duvarı deliyorlardı…(Uğur Dündar görse kalp krizi geçirirdi sanırım…)

    Yemekler için tek bir şey söyleyebilirim Ruslar bile yerken kusuyorlardı. Hatta bir tanesi benim yemeğimin üzerine kustu…

    Ben kendimi kısacası Hostel filminin setinde felan gibi hisettim. Bazende Rus hapisanelerinin nasıl olabileceğini azda olsa hisettim. Hastaların bir çoğunda hapisane dövmeleri vardı. Bu arada 2 tane de skinhead vardı. Onlarda benle sohbet etti. Sohbet hakkında rahatsız edici olduğunu söylemem yeterli olur sanırım.

    Tüm bu olumsuzluklara rağmen bana çok iyi davrandıklarınıda söyleyebilirim. İyi bir şekilde ilgilendiler, herkesin bana karşı saygısı vardı diyebilirim. Daha önce hastanede kalmadığımı söylemiştim ancak Kars’ta vatani görevimi yaparken bronjit olduğum için 5 gün kadar revirde kalmıştım. Hayatımda ilk defa serum ile tanışmamda orda olmuştur. Hastalığım bayrama denk geldiği için ilaç yoktu son gün ilaçlarım gelmişti. Moskova’da en azından ilaç vardı ve telefon kullanabiliyordum. Bu bakımdan bana durumum çok olumsuz gelmedi.

    Sizlere tavsiyem Dünya’nın neresinde olursanız olun herhangi bir sağlık sıkıntınızda en ivedi bir şekilde Doktora gitmeniz olacaktır.

    Özel Sağlık Sigortası

    Üniversiteye kayıt olurken yaklaşık 5600 rupleye sigorta yapmışlardı. Sigorta herşeyi karşıladı.

    Yanınızda bulunması gereken evraklar :

    Pasaport

    Sigorta Poliçesi ve Kartı

    İlginç bir kaç şey :

    Hastanede kalırken bir doktor geldi ve Türk olup olmadığımı Rusça sordu, Bende Türk olduğumu söyledim Benle türkçe konuşarak durumumu anlattı, kendisi Özbekmiş ve Türkiye’de bulunmuş. Röntgenimi çekmişlerdi nasıl olduğunu sordum iyi olduğunu söyledi absenin daha derinlere gittiğinden şüphelenmişler böyle bir durumda kolumun kesilmesi söz konusu olabileceğinden bahsetti.Bende beni neden cerahide tuttuklarını merak etmiştim o anda anladım…. Kısacası bir kaç gün daha geç kalsam sol el ile yazma çalışmalarına başlıyor olacaktım…

    Bir çok kişi hem Türkiye’den hem burdan telefon ile aradılar ziyaretime geldiler. Su getirdiler,temiz çamaşır getirdiler çikolata getirdiler bigmac getirdiler… Fırat,Deniz,Okan,Mücahit ve diğerleri sağolun çocuklar

    Rusya’da doktorlar ortalama olarak 12.000 ruple para alıyorlar (yaklaşık 600 TL). Öğretmenlerden sonra en düşük maaşa sahip olan bir kesim.

    Rus tıbbının bir mucizesi olarak ben hala burdayım !

    Moskova’da Türk polikliniğide mevcut ve Rusya’da eğitim görmüş Türk doktorlar var. Telefondada Türkçe konuşuyorlar…

    Moskova Türk Polikliniği

    (495) 687 98 59

    Tags: , , , , , , ,

  • 09Mar

    2006 yılında bir istek üzerine hazırladığım JİRİNOVSKİ ile ilgili hiçbiryerde yayınlanmamış bu yazıyı günümüze uyarlıyarak burada dikkatlerinize sunmayı uygun gördüm…

    Jirinovski

    Jirinovski

    Jirinovski Kimdir ?

    En kısa açıklaması Rusya Fedarasyonu Alt Meclisi Duma’nın Başkan yardımcısı olan ve aşırı milliyetçi Rusya Liberal Demokrat Partisi’nin Başkanıdır.

    JİRİNOVSKİ’nin adı dahil olmak üzere herşey göründüğünden farklıdır. Gerçek ismi Vladimir Volfoviç Eidelshtein (Эйдельштейн). Soyadından rahatsız olan Vladimir Volfoviç soyadını daha Rus gibi gözüken Jirinovski olarak değiştiriyor. Peki neden? Nedeni ise yahudi olması.Gelişmekte olan dünyada, Sovyet Rusya’da ve şimdi ki Rusya’da yahudi olmak pek hoş karşılanmıyor(du). Vladimir Volfoviç her ne kadar yahudiliğini yıllarca red etsede özbe öz Polonya yahudisi bir aileden gelmektedir. Polonya yahudisi olan babası Volf Isakoviç Eidelshtein 1946 yılında Kazakistan’ın Alma-Ata şehrinde Sovyetlerde mecburi olan şark hizmetini yaparken Vladimir dünyaya gözlerini açar. Daha sonra Türkiye,Ukrayna gibi bir çok ülkenin persona non grata yani istenmeyen adam ilan edeceği gibi doğduğu Kazakistan’da onu persona non grata ilan edecektir, yıllar sonra doğduğu topraklara gitmek istesede gidemeyecektir. Ama önemi yoktur çünkü oralarda zaten bir bağlantısıda yoktur. Onun kökleri ne Kazakistan’da ne çok sevdiği ve her daim üstünlüğünü savunduğu Rusya’da nede başka bir yerdedir. Onun kökleri İsrail’dedir. Dünya’da ve Rusyada aşırı milliyetçi (ultra-nasyonalist) olarak tanınan anti-semitik(yahudi karşıtlığı) açıklamarıyla gündeme düşen bu büyük “rus milliyetçisi” ‘nin kökleri İsrail’in Tel Aviv şehrine bağlı olan Holon’dadır. 2006 yılının Haziran ayında kişisel olarak gittiği İsrail’de babasının mezarını ziyaret ederek ona olan vefa borcunu ödemeye çalışmıştır. Bir başka ilginç gerçek ise 24/12/1993 tarihli Jewish Chronicle (Londra Merkezli 164 yıldır yayın hayatını sürdüren yahudilerin en saygın ve en eski gazetesi) gazetesinde çıkan habere göre Jirinovski 1983 yılında İsrail’e vize başvurusunda bulunuyor ve iltica için izin alıyor.

    Jirinovski’nin şaşırtıcı yaşamı bununlada kalmıyor. Jirinovski’nin eğitim hayatıda çok ilginç. Moskova Devlet Üniversitesi’nde Türkoloji eğitimi alan Jirinovski bilinen en aktif Türk düşmanı. 1993 parti kongresinde “Başlarına böyle birşey gelsin istemem ama Türklerin hepsi dünyadan yok olsa dünya birşey kaybetmez.” açıklamasını yapıyor. Aynı zamanda Ukrayna ve Rusya arasında ki ilişkileri dahada germek için “KIRIM YA RUSYA’NIN YA DA TÜRKİYE’NİN OLMALI.” diyor. Ukrayna Rusya’dan uzaklaşmak istediği zaman onu Türkiye ile korkutmaya çalışan Jirinovski; benzer oyunu bu kez Gürcüler Rusya’nın egemenliğinden uzaklaşmaya çalıştıklarında da yapıyor ve şu veciz sözü sarf ediyor; “Bırakın Gürcüler Türklerin tanklarını ve çizmesini temizlesin.” İlginçtir ancak 2008 yılının yaz aylarında Gürcüler Rus tanklarıyla ve Rus Postallarıyla yakın temasa geçmiş ve Türklerin sattığı Cobra askeri araçlarıyla kendilerini savunmaya çalışmışlardır. Maalesef Türkler hakkında ki rahatsız edici sözleri bitmiyor.

    2003 yılında Dünya Ermenileri’nin 1. Kurultayı’na katılan Jirinovski çarpıcı açıklamalar yapıyor ve şöyle diyor, “Dünyada iki büyük lobi var Bunlar Ermeni ve Yahudi lobileridir. Yahudi lobisi Amerika’yı ele geçirdi. Amerika para istiyor, sizin de paranız var.” Hızını alamayan Jirinovski şöyle devam ediyor, “Türkiye topraklarının büyük bir bölümü tarihi Ermeni topraklarıdır. Türkiye Ağrı Dağı’nı Ermenilere geri vermelidir ve onun için tazminat ödemelidir. Türkiye’nin Ermenilere yüz milyarlarca dolar borcu var Türkiye’yi tamamen soyacağız. 15 yıl sonra Ağrı Dağı’nda Ermeni bayrağı asılacak” Bu ve bunun gibi çarpıcı açıklamalar artık Jirinovski’nin alışıla gelmiş popülist politikasını oluşturuyor.

    Türkiye’yi ilgilendiren bir başka dikkate değer olayda Rozerin kod adlı Ayfer Kaya’nın açıklamaları. Rozerin kod adlı Ayfer Kaya kimdir ? sorusuna cevap ise “PKK örgütünün Lideri olan Abdullah Öçalan’ın sevgilisidir.”(Ek bir bilgi olarak PKK Avrupa Birliği ve ABD tarafından bir Terör Örgütü olarak kabul edilmektedir. Ancak Rusya PKK’yı bir Terrör örgünü olarak kabul etmemektedir.) 14/10/2003 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan haberde Kaya şu itirafları yapıyor ; Öcalan’ı Moskova’da örgütün Rusya sorumlusu Mahir Welat, Mecit Mamoyan, Aziz Cewo, Vladimir Jirinovski ve bir KGB ekibinin konvoylarla karşıladığını, ilk hafta Jirinovski’nin evine, daha sonra yazlığına yerleştirildiğini söylüyor. Burada 20 gün kaldıklarını belirten Kaya, Jirinoviski’nin o günlerde Türkiye’ye gitmesinin kendilerinde rahatsızlık yarattığını vurgulayarak şu yorumu yapıyor:

    “Jirinovski, 5 günlük Türkiye gezisine çıktı. Sözde daha önceden yaptığı bazı yatırımları, 5 yıldır kendisine konulan Türkiye yasağının kalkması dolayısıyla kontrol etmeye gidiyordu. Jirinovski Türkiye’deyken gazeteler bulunduğumuz yerin adresini yazdı. Jirinovski, döner dönmez evinden ayrılmamız gerektiğini söyledi. Sonunda Öcalan apar topar Rusya Duma’sı Jeopolitik Komitesi Başkanı Aleksey Mitrofanov’un evine yerleşti. Jirinovski, Öcalan’ın yerinin telefon görüşmeleri sonucu deşifre olduğunu iddia ettiği için, Mitrofanov’un evinden telefon konuşmaları yasaklandı.”

    Her taşın altından Jirinovski çıkıyor…

    Jirinovski iyi derecede Türkçe anlayabilmektedir ve eski bir KGB ajanıdır. Yasaklı olmadığı zamanlarda Jirinovski soluğu Türkiye’de alır ve gene Türkçe konuşarak popilist açıklamalar yapar. 28/10/1998 tarihli Hürriyet Gazetesinde çıkan haberde Jirinovski türkçe olarak şöyle diyor; “Ne sağcıyım Ne solcu Futbolcuyum Futbolcu” Bu laf Aziz Nesin’in bir şiirinden alıntıdır. Burda Jirinovski’nin Türk edebiyatına olan ilgisini ve türkçe bilgisinide görmekteyiz. Aynı haberde “Sizin Demirel nasıl Türkiye’nin babasıysa, ben de Rusya’nın babasıyım.” Bakü Ceyhan boru hattı için ise, ‘‘Benim Cumhurbaşkanı olmamı bekleyin. Ben olamazsam tek bir damla bile alamazsınız. Yüzde 70 olacağım. Sizin sorunlarınızın tek bir anahtarı var. O da benim cebimde” diyerek, cebinden çıkartığı bir anahtarı gösteriyor. Basın toplantısını ise Kendi adını taşıyan vodkası ve parfümünü gazetecilere tanıtarak bitiriyor.

    Rusya’daki Seçimlerde Liberal Demokrat Partinin Durumu :

    Jirinovski; gene adıyla tezatlık örneği olan genel başkanı olduğu Rusya Liberal Demokrat Partisinin Rus milli meclisi olan Duma’da ve genel Rus kamuoyunda ki durumu ise şöyle: Birkaç istatistiksel bilgi vermek gerekirse; 1999 yılında gerçekleşen Duma Meclis seçimlerinde LDP %5,98 oy oranı ile toplam 450 sandalyeden 17’sini kazanıyor. 2000 yılına gelindiğinde Başkanlık seçimlerine katılan Jirinovski 2 milyon rus vatandaşının oyunu alarak %2,7 oy oranı ile Başkanlık seçimlerini kaybediyor, Başkanlık seçimini %52,94 ile Putin kazanıyor. 2003 yılında Duma seçimlerinde LDP 6,9 milyon Rus vatandaşının oyunu alarak %11,7 ile üçüncü parti oluyor. Aynı seçimlerde %12,8 oy alan Kominist Parti ikinci , birinci ise %38 oy oranı ile Putin’in partisi Birleşik Rusya. 2008 Başkanlık Seçimlerinde ise yaklaşık 7 milyon rus vatandaşının oyunu alan Jirinovski %9.48 ile tekrar 3. olarak Bronz Madalyayı kucaklıyor.

    Bu tabloya bakıldığı zaman şu an Rusya’nın üçüncü büyük partisi olan ve Rusya’nın 3. Büyük Politikacısı olarak Jirinovski ve liderliğinde ki LDPR’yi görmekteyiz…

    Jirinovski’nin Politika Anlayışı :

    Rusya’nın köklü gazetelerinden İzvestia’ya verdiği demeçte Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist anlayışını övüyor. Çarlık Rusya’sı zamanında 1876 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne işe yaramadığı düşüncesiyle 7.200.000 Dolara satılan Alaska’yı geri almayı savunuyor. Japonya ile anlaşmazlıklarda çözümü Japonya’ya nükleer füze yollamak olduğunu belirtiyor. Almanya’yı ise nükleer atıklarla boğmak gerektiğini söylüyor. Benzer şekilde Çeçen direnişini kırmanın çok kolay olduğunu oraya Atom bombası atılması gerektiğini savunuyor. Son olarak eski KGB ajanı olan muhalif Alexander Litvinenko’nun zehirlenerek 23 Kasım 2006′da ki ölümünün ardından vatan hainlerinin herhangi bir yolla imha edilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Jirinovski söylemleriyle,kişiliğiyle, kökenleriyle ilgi çekici bir insan. Onun her söylediği laf bir değil bir kaç kez düşünülesi öneme sahiptir. Hiç kuşku yok ki arkasında ki güçler onun böyle hareket etmesini bu sözleri sarf etmesini istiyor ve bu onu dünya gündeminde ki görsel piyonlardan en renkli simayı oluşturmasını sağlıyor.

    Türkiye, Avrupa Birliği ve Fetullah Gülen Hakkında ki görüşlerini Türkçe olarak anlatan Jirinovski için aşağıda ki videoyu inceleyebilirsiniz.

    KAYNAKÇA:

    http://www.acs.brockport.edu/~dgusev/Russian/vzbio.html

    http://en.wikipedia.org/wiki/Elections_in_Russia

    http://www.grankin.ru/dosye/ru_bio266.htm

    http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/667745.stm

    http://www.ldpr.ru/

    http://en.wikipedia.org/wiki/Vladimir_Zhirinovsky

    http://www.peoples.ru/state/politics/zhirinovsky/

    http://www.rian.ru/spravka/20060425/46887389.html

    http://lenta.ru/news/2008/12/18/debate/

    Zhirinovsky: Russian Fascism and the Making of a Dictator : Vladimir Solovyov & Elena Klepikova

    Tags: , , ,

  • 11Feb
    Düğün Konvoyu

    Düğün Konvoyu

    İkinci Dönem başladı… Moskovaya geleli 5 gün oldu. 10 gün Aile sadeti ve arkadaşlarla Ankara’da güzel geçti. Ödevler ve kontrolnaya rapota (küçük ara sınavlar) şimdiden aldı başını gidiyor. Dolar ruble karşısında sürekli artış eğiliminde… Yurtlara zam gelmiş. Haftasonu Burada ki en büyük alış veriş merkezlerinden biri olan Mega’ya yatak,halı vb. şeyler için bakmaya gitmiştik. Odamıza en sonunda duvardan duvara halı döşedik. Birde üstüne Tost makinası aldık. Bu küçük ayrıntıların insanı mutlu edeceğini düşünmek çok gülünç olsada üzerimize bir mutluluk geldi. Tost makinasının büyük bir dost olduğunu geçte olsa öğrendik…

    Hava kapalı güneş pek göremedim, çokda soğuk değil gibi hava şimdilik…

    İlk dönem Üniversitenin ana girişinde bir kaç fotoğraf çekmiştim…. Bazı fotoğrafları yavaş yavaş yayınlamayı düşünüyorum işte ilk örnekler….

    Limo Hummer

    Limo Hummer

    Moskova Devlet Üniversitesi Avlusu

    Moskova Devlet Üniversitesi Avlusu

    Tags: , ,

« Previous Entries   

Son Yorumlar

  • ben hiç rusyaya gitmedim, hiç bir yerde yönetici olmadım fak...
  • İşte o Fırat vatani slujbasını yerine getirerek memleketine ...
  • Bir baska metod ise Traveller's Cheque. Turkiye'de muhtelif ...
  • Sevgili Galip, cok gecmis olsun dileklerimi biraz gec kalmi...
  • zamanında almanya çıkışlı karakan diye bir rap grubu vardı. ...